• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

KUŞADASI KÜLTÜREL ve TARİHİ MİRASI KORUMA DERNEĞİ

Üyelerin dikkatine
Üyelik Girişi
Site Menüsü
Site Haritası
Takvim

Mühhime Defterleri





 

MÜHİMME DEFTERLERİ


Dîvân-ı Hümâyun’da tutulan zabıt sûretlerinin toplandığı defterlere verilen ad.


Osmanlılar’ın, Dîvân-ı Hümâyun’da kararlaştırılan hususlar üzerine padişahın onayı alındıktan sonra düzenledikleri fermanların sûretlerinin kaydedildiği defterlerdir. Söz konusu adlandırmanın bu defterler için kullanılıp genelleşmesi XVII. yüzyılın sonlarından itibaren olmuştur. Daha önce divan kayıtlarının yer aldığı defterlere “mîrî ahkâm defterleri” veya “ahkâm-ı mîrî” denmekteydi.

Divan devlet işleriyle ilgili meseleleri re’sen görüşmesi, yani hükümet fonksiyonunu icra etmesinden başka yüksek mahkeme olarak da vazife gördüğünden ilk devir mühimmelerinde her iki mahiyetteki hükümlere de rastlanır. Bu hükümler Avrupa ortalarından İran’a, Kırım’dan Kuzey Afrika’ya ve Arabistan’a kadar uzanan sınırlar içindeki Osmanlı Devleti’nin merkez ve taşra teşkilâtının idarî yapısı ve çalışma şekilleri, devlet-tebaa ve devlet-esnaf münasebetleri, imar, iskân ve iktisat siyasetleri, iç siyaset, isyanlar ve bastırılma şekilleri, askerî tarih, strateji, dış siyaset ve yabancı devletlerle olan münasebetlerle ilgilidir. Zamanla idarî ve adlî konular ayrı defter serilerinde toplanmış, şikâyetler sonucu alınan kararlara dair hükümler için 1059’dan (1649) itibaren “şikâyet defterleri” tutulmaya başlanmış (XVIII. yüzyıl ortalarından itibaren bunlar da vilâyetlere göre ayrılarak “ahkâm-ı şikâyet” adıyla anılmıştır), devlet işleriyle ilgili olanlar ise mühimmelerde kalmıştır. Yanlışlıkla mühimmeye yazılan hüküm olduğunda da bu husus belirtilerek hüküm iptal edilmiştir (meselâ bk. BA, MD, nr. CLIII, s. 233/29). İlk devir mühimmeleri kanunnâme, adâletnâme, çeşitli konularda beylerbeyi, sancak beyi, kadı gibi idarecilere ve sefere tayin edilen serdara gönderilen hükümlerden başka nâme-i hümâyun ve ahidnâme-i hümâyun sûretlerini de ihtiva ederdi. Fakat 1699’dan başlayarak nâme-i hümâyun sûretleri için “nâme-i hümâyun defterleri” adı verilen ayrı defterler tutulmuştur. Mühimme defterleri, haftanın belli günlerinde toplanan divanda tutulanlar yanında yine sadrazamın başkanlığında olmak üzere serdâr-ı ekrem olarak seferde bulunduğu sırada toplanan divanlarda alınan kararlara dayanılarak hazırlanmış hükümlerle (ordu mühimmesi) sadrazamın İstanbul dışında bulunduğu zamanlarda vekili vazifesini gören sadâret kaymakamının başkanlığındaki divanda alınan kararlara dayanan hükümleri ihtiva eden defterler (rikâb mühimmesi) olmak üzere ikiye ayrılır.

Mühimme defterleri koleksiyonu Başbakanlık Arşivi’nde bulunmakla beraber günümüze ulaşabilen en eski tarihli iki mühimme defteri Topkapı Sarayı’ndadır (TSMA, 951/1544 tarihli; TSMK, 959/1552 tarihli). Başbakanlık Arşivi’ndeki 961’den (1554) başlayan defterler tek bir seri içinde toplanmış değildir. 961-1323 (1554-1905) yılları arasındaki 266 ciltlik (20. defter bulunmadığı gibi esas seri 263 ciltlik olup üç defter sonradan ilâve edilmiştir) mühimme tasnifinden başka aslında mühimmeler arasında yer alması gerekirken sonradan bulunduğu için ayrı bir tasnif haline getirilen on yedi defterden ibaret Mühimme Zeyli (980-1159/1572-1746 yılları arasında), altmış sekiz Mühimme-i Askerî (1196/1782’den itibaren), on Mühimme-i Mektûm (1203/1789’dan itibaren) ve on beş Mühimme-i Mısır (1119/1707’den itibaren) mevcuttur. Koleksiyon içinde olmakla beraber 266 ciltlik serinin tamamı da gerçek anlamda mühimme değildir. Arada buyuruldu ve tahvil hükmü defterleri de vardır. Ayrıca iki mühimme defteri Kâmil Kepeci tasnifine girmiştir.

Bazı istisnalar dışında mühimme defterleri, kaleme alındıkları sadrazam ve reîsülküttâbın devrini belirten bir başlıkla başlar. O defterin ihtiva ettiği hükümlerin tarihleri içinde bu makamlarda değişiklik olmuşsa tekrar yeni bir başlık atılmıştır. Reîsülküttâblığın Hariciye Nâzırlığı’na dönüşmesinden sonra reîsülküttâb yerine Hariciye nâzırının ismi konulmaya başlanmıştır. Mühimme defterlerindeki hükümler, divanda alınan kararların padişah tarafından tasdikinden sonra ferman haline getirilmiş halleri olduğu için ferman rükünlerini ihtiva eden belge sûretleridir. Ancak fermanların asıllarında bulunan bazı rükünler ya davet ve tuğra rükünleri gibi tamamen ihmal edilmiş veya elkāb gibi kısaltılarak yazılmıştır. Tarihin yeri ve şekli ise XVII. yüzyıl ortalarına kadar başlık şeklinde Arapça olarak haftanın günü, ayın adı ve yılı olarak kaydedilmiştir. Bu tarihlerin bazılarında haftanın günü ile ayın tarihinin uymadığı görülür. XVII. yüzyıl ortalarına doğru ise önce başlık tarihle birlikte bazı hükümlerin altına da tarih atılmaya başlanmış, daha sonra başlık tarih tamamen terkedilerek her hükmün altına ve ayın onar günlük devreleriyle (evâil, evâsıt, evâhir) ay ve yıl yazılmıştır. Nâdir olmakla beraber tam tarih atılmış bazı hükümlere de rastlanır. Tahrir mahallinde ferman asıllarıyla mühimme defterlerindeki sûretler arasında fark vardır. Asıllarında sol altta yer alan rükün mühimmelerde hükmün üst tarafında ve tarihin altında bulunur. Defterlerin tam bir kronolojik sıra takip etmesi gerekirken zaman zaman bunun bozulduğu görülmektedir; bu husus, aynı defter içinde önceki tarihin sonraki bir sayfada yer alması yanında aynı tarihleri ihtiva eden hükümlerin farklı defterlerde bulunması veya bir sonraki mühimmede öncekine göre daha eski tarihli hükümlerin yer alması şeklinde de olur. Bu ise defterlerin cüz cüz yazılıp sonradan ciltlenmesi ve ciltlenme sırasında cüzlerin karıştırılmasından kaynaklanmıştır.

Hüküm sûretlerinin defter şekline getirilişi önceleri divana bağlı olarak çalışan kâtipler tarafından yapılırdı. Divana bağlı büroların gelişmesinden sonra defterleri Beylikçi Kalemi düzenlemiş, hükümleri yazanlara da “mühimme-nüvis” adı verilmiştir. Gizliliği olan hükümler beylikçi tarafından kaleme alınır, güvenilir bir kâtibe temize çektirilirdi. Birden fazla yere gönderilecek fermanlar ise bir kâtip tarafından birkaç kâtibe birden dikte edilirdi. 1211’de (1796) bu usulde değişiklik yapılmış ve Mühimme Odası kurularak mühimme hükümlerinin yazılması burada yapılmıştır.

Mühimme defterlerinde hükümlerin üst ve yanlarında yer alan notlar sayesinde fermanların hazırlanış ve yazılışları hakkında bilgi edinilmektedir. Hükümlerin müsveddeleri konularına göre nişancı (“Nişancı haşa hazretlerinin müsveddelerine göre yazılmıştır”; BA, MD, nr. LXII, s. 185), reîsülküttâb (“Kendi müsveddesi iledir ve hükmünü dahi kendisi yazmıştır; bâ-hatt-ı reîs efendi”; BA, MD, nr. LXII, s. 235/19) veya kıdemli bir divan kâtibi (“bâ-müsvedde-i Dal Efendi”, BA, MD, nr. LXI, s. 14; “bâ müsvedde-i Ferruh Bey”; BA, MD, nr. LXI, s. 61) tarafından kaleme alınırdı. Kâtiplerden birinin müsveddeyi yazması halinde mutlaka reîsülküttâbın (“bâ-tashîh-i hazret-i efendi”; BA, MD, nr. LXI, s. 4, 128) veya nişancının (“bâ-tashîh-i nişancı paşa”; BA, MD, nr. LXII, s. 49) kontrolünden geçerek düzeltilirdi. Bazan bir şehzade veya yetkili bir idareci tarafından hazırlanmış müsveddeye göre de ferman yazıldığı olurdu (BA, MD, nr. III, s. 21/20). Bir kısım hükümlerin üstünde müsveddenin kimin tarafından yazıldığı belirtildiği gibi az olmakla beraber ilgili hükmün bulunduğu sayfaya bu müsveddenin eklendiği de görülmektedir (BA, MD, nr. LXII, s. 21-22 arası belge 18 ve s. 217, 218 nişancının müsveddeleri bulunan belgelerdir). Hüküm müsveddelerinin kontrolünden sonra temizinin yazıldığına sağ üst köşede işaret edilmiştir. Bazan bu konuda tafsilât verilerek kimin tarafından nasıl bir kâğıda yazıldığı da kaydedilmiştir (“Bundan aşağa beyaz kâğıda yazılıp Rüstem Paşa hazretleri nişanladılar” veya, “Bundan aşağa nişancı bey nişaniyledir”; TSMA, 951 tarihli Mühimme, nr. 12321, vr. 69a, 88b; “Nişanlıya yazıldı”; BA, MD, nr. XXVI, s. 43; “Yazıldı nişanlıya”; BA, MD, nr. V, s. 662/25 veya sadece “nişanlı kâğıda”; BA, MD, nr. V, s. 568/1569). Kâğıdın nişanlı olduğuna işaret edilmesi, tuğrasının fermanın yazılmasından sonra çekilmeyip önceden tuğra çekilmiş boş kâğıdın kullanıldığını göstermektedir. Fermanların önemlerine göre bazılarında padişahın hatt-ı hümâyunu bulunur. Bu hususa da yine hükmün üzerinde “bâ-hatt-ı hümâyun” yazılarak işaret edilmiştir. Hükmün, muhatabı olan şahsa gönderilmek üzere kime teslim edildiği de hükümlerin üst notlarında sıkça görülür. Hüküm fermanın yazılmasına sebep olan arzı getiren şahsa (“Arzı getiren Mahmud’a verildi”; BA, MD, nr. III, s. 404) veya gönderilecek şahsın kethüdâsına (“Sığla beyinin kethüdâsına verildi”; BA, MD, nr. VI, s. 32) teslim edilebildiği gibi divan çavuşlarından biriyle de gönderilebiliyordu. Nâdir olmakla beraber bir hükmün ilk teslim edilen çavuştan alınıp muhtemelen aynı istikamete başka bir hükmü götürecek olan diğer bir çavuşa verildiği de olurdu. Bu gönderme şerhlerinin altında hükmün götürecek olan şahsa teslim tarihi de bulunurdu. Çıkan fermanın tek bir yere değil birden fazla yere gönderilmesi durumunda hüküm tam olarak yazıldıktan sonra diğeri / diğerlerinin nereye / nerelere gönderilmiş olduğu her birinin üzerine “bir sûreti ...” başlığı atılarak teker teker belirtilmiştir. Her birinin sağ üst tarafında “yazıldı” klişesi, sol üst tarafında tarih bulunmakta ve kiminle gönderildiği belirtilmektedir.

Bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde mevcut mühimme serisindeki defterlerin müsveddelerin temize çekilmiş şekilleri olduğu -en tipik örneği on dört numaralı defter olan bazı defterlerin gerek şekil gerekse bazı kayıtlarından- anlaşılmaktadır. Diğerlerinde pek rastlanmayan bir özellik, hükmün sol üst tarafındaki kâtip rumuzlarının alta geçmesi ve hükümlerin nakledildiğini gösteren “nukilet” ibaresidir. Bu defterlerde bazı kelime ve cümleler çizilmiş, yerine yenileri yazılmıştır. Bunlardan meselâ 70-75. defterler cilt şekilleri itibariyle de diğerlerinden ayrılır. Tek yapraklar tepeden birleştirilerek bloknot şeklinde ciltlenmiştir.

Bazı mühimme defterlerinde hükümlerin yanında görülen kâtip rumuzlarının kimlere ait olduğu, 61 ve 62 numaralı mühimme defterlerinin başındaki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bu kayıtlar haftanın hangi günlerinde hangi kâtiplerin nöbetçi olduğunu göstermek üzere yazılmıştır. Böylece hem mühimmelerdeki rumuzlar çözülmekte hem divan kâtiplerinin isimleri öğrenilmekte hem de kâtiplerin nöbetleşe vazife gördükleri ortaya çıkmaktadır. İlk devir mühimmelerinde seyrek görülen, fakat daha sonrakilerde çokça rastlanan bir husus da hükümlerin yanına neye dair olduğunun yazılmasıdır. Bu husus, pratikte aranan hükmün kolayca bulunmasını sağlayacak bir uygulama olması bakımından önemlidir. Hükümler üzerindeki kayıtlar, gizliliği olan fermanların sûretlerinin yazığı zaman değil sonradan mühimme defterlerine geçirildiğini göstermektedir (meselâ eski sadrazamlardan Mustafa Paşa’nın borçlarıyla ilgili hükümler böyledir; BA, MD, nr. CLIII, s. 94; BA, MD, nr. CLIX, s. 132-135). XVIII. yüzyıldan sonra mühimmelerdeki hükümlerin sayısı azalmıştır. İlk defterlerin bazıları bir yıllık hüküm sûretlerini ihtiva ederken 263. mühimmede 1286-1323 (1869-1905) yılları arasındaki otuz yedi yıllık devre tek defterde toplanmıştır. Mühimme defterleri, Osmanlı Devleti’nin en yüksek idarî ve adlî organı olan divanda tutulduğundan özellikle XVI-XVIII. asırlar için daima birinci derecede kaynak olarak kullanılmış ve bu defterlere dayanan birçok araştırma yapılmıştır.

Kaynak :  Mübahat S. Kütükoğlu, TDV İslam Ansiklopedisi Cilt 31 S : 520-523 Erişim tarihi : 06.08.2018

 


 

 

 

 



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam9
Toplam Ziyaret19184
Köşe Yazıları
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.34665.3680
Euro6.07976.1040
Hava Durumu
Anlık
Yarın
9° 6°
Saat