• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

KUŞADASI KÜLTÜREL ve TARİHİ MİRASI KORUMA DERNEĞİ

Üyelerin dikkatine
Üyelik Girişi
Site Menüsü
Site Haritası
Takvim

Kuşadası Osmanlı Vakıfları


KUŞADASI OSMANLI DÖNEMİ VAKIFLARI ve VAKIF ESERLERİ

                                                      *Mahmut Ökçesiz
 
                  Kuşadası 1390 yılında Yıldırım Bayezit döneminde Aydınoğulları beyliğinin idaresinden Osmanlı devleti idaresine geçmişti. 1402 yılında Osmanlı’nın Emir Timur’a yenilmesi le tekrar Aydınoğulları beyliği idaresine bırakılmış ve 1413 yılında ise Çelebi Mehmet tarafından tekrar Osmanlı devleti topraklarına katılmıştı. 1533 yılına kadar Osmanlı kayıtlarında İne kazası olarak geçmektedir. 1534 yılında  Cezayir-i Bahr-i Sefid eyaleti kuruldu ve eyalet sayısı 36 ‘ya yükseldi ve Kuşadası İne adıyla  Sığla sancağına bağlandı.  Bu eyaletin ilk beylerbeyi Hızır Hayreddin Paşa’dır ve ondan sonra gelen her kaptan-ı derya 19.yy başlarına kadar uzun bir süre bu eyaletin beylerbeyi olarak görev yapmıştır. Yeni şartlar ve ihtiyaçlar nedeniyle oluşturulan Cezayir- i Bahr- i Sefid Eyaleti’nin merkezi Gelibolu livası idi. Anadolu Beylerbeyliğinden Kocaeli, Sığla, Biga, Rumeli Beylerbeyliğinden Eğriboz, İnebahtı, Mezistre, Karlieli ve Midilli sancakları alınmak suretiyle yeni eyalet teşkil edildi.[1]
             Kaptan-ı derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın Kuşadası’nda bir vakıf kurduğuna ve bu vakfın burada mimari eserler yaptırdığına dair kayıtlar şu ana kadar yoktur. Cami, kervansaray, kütüphane, medrese, şifahane, dükkanlar ve vb binaları bu vakıf yaptırmıştır. Kuşadası’nın iskana açılmasında, şehir olarak kurulmasında, ticaret limanı olarak öne çıkmasında  tarihi gelişim süreci içinde Osmanlı vakıf sistemi içerisinde ihtiyacı hissedilen alanlarda mutlaka vakıflar kurulmuş ve hizmet etmişlerdir. 17. yy başlarında Öküz Mehmet Paşa ile başlayan vakıf kurma geleneği, 18.ve19 yy da  mutlaka devam etmiştir. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri  Başkanlığı, Tapu ve Kadastro ve Vakıflar Genel Müdürlükleri Arşivleri ve Milli Kütüphane ’de çok sayıda Osmanlıca Kuşadası evrakı olduğunu biliyoruz. Bugüne kadar bu alanda uzman  bir kaç değerli araştırmacının dışında kitap yazan ve makale üreten  ne yazık ki yoktur. Bu arşivler tarandığında ve belgeler okunduğunda Kuşadası’nda Osmanlı döneminde onlarca vakfiyenin ortaya çıkarılacağından eminiz.
 
  1. 1.      Öküz Mehmet Paşa Vakfı  :
             Kuşadası’nda bilinen  ilk Osmanlı vakfı , 1610-1619 tarihlerinde Öküz Mehmet Paşa tarafından kurulan vakıflara ait dört vakfiye suretinden dördüncüsüdür. Öküz Mehmet Paşa’nın Mısır’daki vakfiyesindeki bölümlerin içinde Kuşadası’nda kurulan vakfın malları da zikredilir. 1028 / 1619  tarihli bu vakfiye, Rumeli Kadı askerî Abdurrahim Bin Muhammed, Anadolu Kadı askeri Hüseyin bin Mehmet, Ali bin Abdullah, Evkaf müfettişi İbrahim Bin Abdülhay ve Hüseyin Bin Mehmet tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir.[2] 17.yy Osmanlı devletinin kudretli devlet adamlarından biri olan Sultan I. Ahmet’in damadı  vezir-i Azamı Öküz Mehmet Paşa’ya Kuşadası temlik olarak verilmiş burasını şenlendirerek iskana açılması istenmişti. Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Vakfiyesini tıpkı basım olarak yayınlayan değerli hocamız Mehmet Akif Erdoğru bey,   bu vakfiyenin suretlerinin Sultan Ahmet’ten sonra tahta geçen II. Osman zamanında  tanzim edildiğini söylemektedir.[3]
           Vakfiye  bugün Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivinde Cedit Vakıflar Tasnifi Bölümünde 92 varaklı bir defterdir ve üç farklı belge şeklindedir. Bu arşivdeki yer alan kayıtlara göre  Eylül 1618  (Ramazan 1927 ) tarihinde Kuşadası, padişah Genç Osman (II. Osman) tarafından Öküz Mehmet Paşa’ya mülk olarak tahsis edilmiş, oda vakfa çevirmiştir.[4] Kuşadası o dönemde Sığla sancağına ait deniz kenarında kıyısı bulunan bir yerdi. Kuşadası adlı yerin arazisi, dağları, köyleri, meraları, ağaçları tepeleri, balık dalyanları, vb tüm doğal gelirleri ve Çanlı-Balat gümrük liman gelirleri dahi Öküz Mehmet Paşa’ya temlik edilmiştir.[5]
               Öküz Mehmet Paşa bu vakfiyenin gelirleri ile  Kuşadası’nda savunma amaçlı bir kule inşa ettirmiş ve daha sonra sur içinde  büyük bir külliye yaptırmıştır. O dönemin Osmanlı külliye mimarisinin ana yapısı camidir. Hacıların Cuma namazını kılmak için Cuma camisine ihtiyaçları vardı, o yüzden bugün Kaleiçi camisi olarak bildiğimiz cami inşa edilmiş ve sonra caminin etrafında külliyenin diğer binaları tamamlanmıştır. Klasik Osmanlı külliye mimarisine göre  külliyede cami, medrese, hamam, han (kervansaray), çarşı, dükkanlar, çeşmeler, hububat depoları, değirmenler,  şifahane ve imaret gibi binalar yer almaktaydı. [6]  Kuşadası Öküz Mehmet Paşa tarafından  yaptırılan külliye  şehrin ana çekirdek binaları olarak hizmet görmeye başlamış  ve Kuşadası’nı kısa sürede bir cazibe merkezi haline getirmiştir.  Kuşadası’nın iskana açılmasında ve bir ticaret limanı olarak gelişmesinde bu vakıf üç yüz yıl önemli bir rol oynamış ve ekonomik bir güç olarak belirleyici olmuştur. Öküz Mehmet Paşa’nın ileri görüşlülüğü, İstanbul-İskenderiye  deniz hac ve ticaret yolundaki önemli duraklardan ve ikmal merkezlerinden biri olarak Kuşadası’nı şenlendirmesi dikkat çekicidir. Kuşadası ile ilgili 1676-1677 yıllarına ait Osmanlı belgelerini yayınlayan Cahit Telci hocamıza göre Kuşadası artık şehir olarak ortaya çıkmaya başlamış, kale askerleri hariç,  sur içinde 10 mahallelik bir yerleşim yeridir.[7] Kale askerlerinin sayısı da önemli bir nüfustur ve  bu  Kuşadası  mahal yerin etrafında da on üç köy bulunmaktadır. Bu veriler Kuşadası’nın artık önemli bir liman şehri olma yolunda ilerlediğinin delilleridir. Nitekim 1671 de Kuşadası’nı ziyaret eden meşhur Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi’de Kuşadası şehrinin mahallelerinden, camilerinden, limanından ve insanlarından övgüyle bahsetmektedir. Öküz Mehmet Paşa’nın Mısır’da yazdırdığı ve İstanbul’da onaylanan Vakfiyesini elimizden geldiğince  Osmanlıca’dan günümüz Türkçesine tercüme ettirmeye çalıştık. 42/28 ve 43/29  numaraları ile bölümlere ayrılan bu vakfiyenin Kuşadası ile ilgili Osmanlıca transkripsiyonları şöyledir.
          “    ……….biri yine takrib-i mezkur ile mezkur ve mastur olan Kuşadası nam mevzu’unda bina ettikleri handır saklı ve ulvi mahzenleri ve odaları değirmenleri ve fırını vesair levazımı müştemildir. Bu dahi mahallinde malum ve mutta’in sahibine İntiha ile ma’ruf  ve mübeyyen  olmağla tahdid ve tariften  müstaünidir. Evkaf-ı Meşruhatü’l-evsafın her kıtası sahih-i şer’ ve tahakkkukat-ı  miriye ile  mülk-ü Mülklerinde  muntazam ve suret-i tariflerinde müctema ve mütte’imdir. Biri dahi Sığacık Sancağında leb-i derya olan Kuşadası nam mahaldir ki Sultanü’l- berrin ve  Hakanü’l-Bahreyn mazhar-ı kitab-müstab inna ca’elnake halifeti  fil-arz semere-i Hadika-yı saltanatü’l- İslamiyetil-Sultan ibni sultan  Osman Han ibni el Merhumü’l-muhtac ila  rahmete rabbi’l-gafur es-sultan-ı ebedu’l-llahi Te’ala  Devlet-i hazretleri taraf-ı hüma-yunlarında  arazi ve mezari ve cibal ve mera’ı ve Escar ce ezharı abar u enhar ve ‘asarı şer’iyye ve rüsum-u örfiyye ve gümrük ve Terbiye-i kassabiye ve resm-i kahve ve resm-i kapangil ve resm-i kazar ve beytü’l-Mal-ı ‘amme ve hassa  ve tapu-yu zemin ve yave ve kaçfun ve cürm-ü cinayet ve Kavl-i caiziye meserrete ka’nesi ve haraç ve ispençe ve re’aya ve evlad-ı re’ayası  ve Hamiyanesi ve resm-i ağnam  ve kadimden  Kuşadası Gümrüğü mülhakatından Olup ma’an zapt oluna gelüp Balat ve Çekili Gümrükleridir.   Velhasıl kaffe-yi  Mahsulat şer’iyye ve rüsumat-ı vesa’iresiyle  serbest üzere bin yirmi yedi senesi Ramazan-ı Şerif tarihiyle mü’erreh ihsan-ı hümayunları buyurulup verilen Temlikname-i hümayun mucibince hudud-u mensur esami üzere ehl-i vukuf ve Meş’ur  ihbarıyla verilen hüccet-i şer’iyyede masturdur  Biri dahi Kuşadası takribiyle Ayasuluğ kazasında  atik mahalleri ve hüccet-i Şer’iyye İle  Kadı Ali Efendi İbni Mehmet Efendiden  iştira buyurdukları Kadı Değirmeni ve Kebir ve sagir tabir olunan dalyan-mahildir
ki vakf-ı pak-i nihadın icad ve inşası olmağla mahallinde sahibine intiha ile ma’lum ve meşhurdur ve bil-cümle Hazret-i Vakıf-ı celilüş-şan hafazal-llahu minel-muhavukuf-u inha kane  meclis-i şer’i şerif-i mesullehü’l-erkan ve mahfil-i din-i münif rasimül-beyanında işbu tevki’-i ref’i-i zükur  sadr-ı kitab ve gayret-nikab olab sadr-ı pür-kadr-i ‘ali-cenab efzalu meşahir-i Zzman ekmel-i nehari devran-ı asuman-ı alem –i zamaniş-hund dehr-i  ‘allame-i canis-hund hakim-i şer’i  etsin calis-i seccade rüsum-u emin li-izalet-i akdül-meşkle Mahlulata  bi-sinan-ı akleme ve mbaddaratü’l-kazayaya mantukaten bi-kalayid-i Ahkama huzur-u şerifte kaffe tasarrufat-ı şeriyyelerinin cevazı zamanında ve hududu dahi emakinde beyne’n-nas müte2arif ve meşhur olmağın şöhreti ile iktifa ……….  “
                       Mehmet Paşa’nın vakfiyesinin dördüncü kısmında yer alan Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Vakfiyesinin (vakıf senedinin ) Osmanlıca metni yukarıda  kısaca verilmiştir. Bu metnin günümüz Türkçesine çevrilmesi ise şu şeklidedir. “   “…………Yine Vakıf mallarından birisi de  Sultan Mehmet han tarafından  vakfa mülk  olarak bağışlanan Kuşadası bölgesidir. Burada yer alan bütün arazi, mezra, mera ve dağlarda yetişen her türlü üründen aşar vergisi, örfi rüsum alınmayacak tır. Eskiden beri alınan Gümrük resmi vergisi Çekili ve Balat gümrüklerinden de alınmayacaktır. Bu durum 1027 yılı Zilkade ayının birinci ve ikinci günlerinde padişah fermanı ve beratıyla kayıt altına alındı. Kuşadası kendini bilen ve  bilinçli insanların yaşadığı değerli bir yerdir. Sığla sancağında Ayasuluk sınırında denize yakın yerde güzel mahalleleriyle, Ali Efendi Bin Mehmet isimli kişiden  kadı senetleriyle belgeli satın alınan Kadı Değirmeni ve Büyük-Küçük dalyanların olduğu sahilleriyle Kuşadası Vakıf malıdır. Buralar her türlü vergiden muaftır
                     ……………… Vakfın mallarından birisi de Yine Kuşadası olarak bilinen yerde inşa ettirilen Handır. Burası gösterişli Mahzenleri (depo, antrepo ), odaları, fırını, hayvan damları, samanlık gibi Her türlü ihtiyacın giderildiği ve hizmet alındığı mekanlara sahiptir. Bu handa kervanların konaklaması, yolcuların gelip  gideceği, her türlü ticaret esnasında Ortaya çıkan gelir vergiden muaftır. Özellikleri açıklanan vakıfların vakfiyelerinde geçen her satır İslam Hukuku ve Miri (devlet ) araştırmasıyla doğruluğu sağlanmış ve sonrada nâib eliyle yazılmıştır.  Vakfın mallarından Birisi de Sığacık Sancağında deniz kıyısında olan  Kuşadası olarak bilinen yerdir. Burada yer alan arazi, mezralar, dağlar, meralar, ağaçlar, tahıllar gelip geçen her şey Osman han tarafından asar-ı şeriyye, örfi, rüsum, gümrük, kasabiye, kapangil resmi, kazar resmi, Beytül-mal-ı amme ve zemin tapusu gave, kaçfun, cürm-ü cinayet, caiziye kavli, haraç, ispençe, ağnam resmi, Balat  ve Çekili gümrüklerinden alınan gümrük resmi muaf  olmak üzere Hicri 1027 senesi ramazan ayı tarihli padişah fermanıyla mülk olarak Mehmed Paşa Vakfı’na bağışlanmıştır. Padişah tarafından verilen mülk belgesinde bildirilen Sınırlarda aklı başında ve şuurlu insanların oluşturduğu ve yaşadığı  hüccet(senet )-i şeriyye ’de de yazı ile kayıt altına alınmıştır.
                  Yukarıda belirtilen bütün mallar, gayrimenkuller, şanı yüce olan Vakfedici (Allah onu bütün kötülüklerden korusun ) mecliste sunduğu beyanda Yüce kitap olan Kuran-ı Kerim’in öğütleri ve koruyuculuğu altında, yerin ve Göğün sahibi olan Allah’a sunulmak üzere İslam hukuku esasları üzere kayda geçirilmesini istemiştir.  Seccadede oturan ve  verdiklerinden emin olan  zorlukları def etmek için kalemden keskin mızraklar yarın Allah’ın huzuruna varan, bütün şeri tasarruflarının hesabını vaktinde versin. “
                  Vezir-i azam Mehmet Paşa tarafından kurulan Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Vakfiyesinden anladığımız kadarıyla Kuşadası Vakfiyesinin sonsuza kadar varlığını devam ettirmesi için önemli ölçüde mülk akar (gelir ) olarak vakfa bağışlanmıştır. Bu bağışların dökümü tespitlerimize göre şöyle sıralanmaktadır.  “ Kale içi cami, han (kervansaray ) hamam, sekiz adet suyla çalışan un değirmeni, dört adet balık dalyanı, altı adet ekmek fırını, on iki dükkandan oluşan  etrafında yer alan bir çarşı, meralar, otlaklar, mezralar ve zeytinlikler, tarlalar, hayvan damları, hububat mahzenleri ve depoları, on  adet su dolabı, su kuyuları, çeşmeler ve yedi adet samanlık, vb “  Görüldüğü üzere şehrimizde ilk olarak kurulan bir vakfiyenin ne kadar mülk zengini olduğu görülür.
                Bu zengin vakfın malları ne yazık ki ayni yüzyılın sonlarına doğru istismar edilmeye başlanmış, vakfın arazileri üzerine evler ve dükkanlar inşa edilmiş,  gerileme döneminde  balık dalyanları  voyvodalar, ayanlar paşalar tarafından gasp edilmiş ve adeta yağmalanmıştır.. Kuşadası , 1660 yılında ölen Mehmet Paşa’nın eşi , Sultan 1. Ahmet’in kızı Gevherhan sultana temlik olarak verildiği, ölünce onun  kızı Safiye sultana kalmıştır. Osmanlı belgelerinden anladığımıza göre Safiye Sultan zamanında vakfın malları üzerinde gaspların ve istismarların başladığı görülmektedir. Osmanlı arşivlerinde Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Vakfının mallarına nasıl el konulduğu, vakıf dükkanlarının başta olmak üzere mülklerinin nasıl istismar edildiği ve yağmalandığına  dair çok sayıda belge vardır. Bunlardan birinde ; Kuşadası kalesi yolu üzerindeki vakfın arazisi üzerine izinsiz ev ve dükkanların yapıldığı, bunların alınıp satıldığı, dolayısıyla izinsiz bağ ve bahçe bile yapılamayacağı emredilmiştir.[8]
               Bir başka örnek ise; Recep 1074 / Şubat 1664 de Aydın valisi Mustafa Paşa’nın müsellimi Hasan Ağa,  Ayasuluk (Selçuk) ‘taki  balık dalyanını vakfa ait olmadığı gerekçesiyle Osmanlı kadısına dava etmiş ancak Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Vakfının o zamanki vekili ve kaymakamı İbrahim Çavuş, vakfiyeyi ve şahitleri göstererek balık dalyanının vakfa ait olduğunu ispat etmiş ve dalyanı geri almıştır.[9] Kuşadası limanının gümrük gelirleri de bu vakfa aitti ve vakfın önemli gelir kalemlerinden biriydi.  Çok hareketli bir zahire ve ticaret limanı olan Kuşadası elbette o zamanlar zengin bir şehirdi ve ticaretten büyük gelirler elde ediliyordu. Kurşunlu Han diye bilinen bugünkü kervansaray hem kervanların konakladığı bir han ve  emtia (ticaret malı ) borsası olarak görev yapıyordu.  Kurşunlu hanın hemen bitişiğinde ise Gümrük emini binası vardı.  1723 tarihli yayınlanan bir belgeye göre Kuşadası gümrüğünden “ kendir, halat, zeytinyağı, hurma, mum, pastırma, sabun, urgan, deri, palamut, vb. “ çok çeşitli mallar  ihraç edilmekteydi.[10] Buna ilaveten başta Venedik olmak üzere Avrupa devletlerine ait gemiler Kuşadası limanına gelerek yasak olmasına rağmen el altından hububat alıyorlar ve büyük bir kazanç sağlıyorlardı. Osmanlı devleti siyasi başı bozukluk ve ekonomik zorluklar nedeniyle bu duruma göz yumuyordu.
                Osmanlı devleti Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Vakfının mallarının yağma edilmesini önlemek amacıyla  vakfı idari olarak Haremeyn-i Şerifeyn Evkafına bağlamış ve Haremeyn müfettişleri vakfa yapılan  müdahaleleri önlemeye çalışmışlardır.[11] Ancak bu durum bile vakıf mallarının yağmalanmasını önleyememişti. 1820 lerde başlayan Mora isyanı Osmanlı devletini çok güç durumda bırakmış ve Samos’dan gemilerle gelen Yunan eşkıya çeteleri Kuşadası kazasının Çanlı-Güzelçamlı ve Balat –Söke kıyılarını vuruyor ve köylerini yağmalıyordu. 29 Zilkade 1238 / 7 Ağustos 1823 tarihli bir Osmanlı arşiv belgesinde Samos’dan gelen eşkıya çetelerini yok etmek ve Kuşadası ahalisinin güvenini sağlamak üzere Kuşadası muhafızı Mustafa Reşit Paşa azledilmiş ve yerine   kapıcıbaşılardan İlyaszade İlyas Bey tayin edilmiştir.[12]    
              Mora isyanındaki başarıları dolayısı ile bu aile daha sonra Söke ayanlığına tayin edilmişti. Osmanlı devleti İlyaszade sülalesinden gelen ayanlara güveniyor ve hazineden de  masraflar için para gönderiyordu. İlyaszadeler ise bu durumu sürekli istismar ediyor ve masraf miktarlarını Mora buhranından yararlanarak artırıyorlardı. 3 Receb 1244 / 9 Ocak 1829[13] tarihli bir başka Osmanlı belgesinde ise Kuşadası muhafızı Hacı İlyas Ağa maiyetindeki askerlerin iaşeleri için kendisinin 20.000 küsur kese akçe sarf ettiğini beyan ettiğinden kendisine para gönderilmesi istemiş ve adı geçen belge ile bu talep kabul edilmişti.
        Her iki belge örneğinde belirtildiği gibi devlet-i Aliye’nin Söke ayanı (derebeyi) ve Kuşadası muhafızı için atadığı ayan ailesi şımarmış ve Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Vakfına musallat olmuştu. Vakfın malları bu aileden gelen ayanlar tarafından adeta yağmalanmıştır. Vakfın malları bir de Kuşadası’nda faaliyet gösteren  Musevi tefeciler tarafından da ele geçirilmekteydi. Vakfın giderleri için borç veren Musevi tefecilerde ödenmeyen borçlar yüzünden vakıf gayrimenkullerini cüzi ücretlerle ele geçirmekteydiler. Osmanlı belgelerinden birinde, Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Vakfının Nesim adlı bir Musevi sarrafı olduğu anlaşılmaktadır.[14] Kısacası bugün sadece bir han (kervansaray ), bir cami, bir hamam ve orijinali kule olan ve duvarları 1829-30 yıllarında  Söke derebeyi İlyas ağa tarafından göstermelik tamir edilen ve bugün kitabesi kaybolan Güvercinada kalesi ayaktadır.  Öküz Mehmet Paşa’nın diğer mülklerinden eser yoktur ve günümüze ulaşanlar bile korunmamaktadır.
 
  1. 2.      Vezir-i Azam Recep Paşa  Vakfı
 
                  Kuşadası’nın banisi Öküz Mehmet Paşa vezir-i azamlıktan azledilmiş, mallarına el konulmuş, 30.000 altın hazineye ödemeye mecbur edilerek maktul olarak Halep’e sürülmüş ve bir süre sonra da  Halep Ebubekir zaviyesinde ölmüştür.  Paşanın karısı olan sultan I. Ahmet’in kızı Gevherhan Sultan ise 1624 vezir rütbesiyle kaptan-ı derya ve Karadeniz serdarı olan Bosnalı Topal Receb Paşayla nikâhlanmıştır. Kuşadası’ndaki  Mehmet Paşa’nın yaptırdığı Kale içi Caminin bu dönemde Defterdar Recep Paşa Cami olarak adlandırıldığına dair görüşler vardır ancak Paşa’nın kendi adına kurduğu vakfın Kuşadası’nda bir cami ve medrese kayıtlarda yer almaktadır. Recep Paşanın Kuşadası’ndaki bu hayratları için zaman içinde Kuşadası naibi ve  der-saadet (İstanbul ) ile  çeşitli yazışmalar olmuştur ve bu yazışmaları gösteren bazı arşiv belgeleri de mevuttur. Bunlardan birisi 15 Şevval 1142 / 3 Mayıs 1730[15] tarihlidir ve Kuşadası’nda Recep Paşa’nın yaptırdığı medresenin (okulun)  müderrisi (üniversite hocası) Süleyman Efendi’nin Ramazan ayının 11. günü öldüğünden bahsetmektedir.
                 Yine 27 Zilkade 1176 /9 Haziran 1763 [16] bir başka arşiv belgesi padişah tuğrası olup yine ayni medresede hoca olan Halil oğlu Ahmet Halifenin öldüğü ve yerine Ali oğlu Süleyman’ın uygun olduğu ve günlük 5 akçe ile vazifesine başlamasının uygun görüldüğü belirtilmektedir. Elimizde bulunan bir başka arşiv belgesi de 15 Muharrem 1261 / 24 Ocak 1845[17] tarihlidir ve Kuşadası Vakıf Müdürü tarafından İstanbul’a arz edilmiştir. Bu arzda Recep Paşa cami şerifinde günlük 8 akçe yevmiye ile ikinci müezzin, cüzhân ve tebarekehan olarak görev yapan Hüseyin oğlu Hasan’ın öldüğünden bahsedilmekte yerine Mustafa oğlu İbrahim’in getirilmesi için izin istenmektedir. Bu tür  belgelerden de anlaşılacağı üzere  Osmanlı döneminde Kuşadası Recep Paşa Vakfının giderlerini karşıladığı bir cami ve bir medrese bulunmaktaydı.
 
  1. 3.      Cezeri Kasım Paşa Cami  Vakfı  :
 
                   Kuşadası’nda Osmanlı dönemindeki Vakıflar arasında en tartışmalı olanlardan biri de Cezeri Kasım Paşa Vakfiyesi veya camisidir. Cezeri Kasım Paşa, Yavuz Sultan Selim zamanının paşalarındandır. Kendisi, Koca Kasım Safi Çelebi Paşa olarak tanınırdı. İsmindeki Cezeri ifadesi ailesinin Cizreli (o zamanki adı El-Cezire) olmasından kaynaklanmıştır.  Evâil-i Ramazan 907 (Mart 1502) tarihli vakfiyesinde Cezeri Kasım Paşa’nın isminin Kasım Paşa b. Abdullah olarak geçmesi, Şeyh Mehmed Cezerî’nin veya bu ailenin kölesi olduğu fikrini kuvvetlendirmektedir. Cezeri Kasım Paşa bir süre Rumeli Defterdarlığında bulunmuş, II.Bayezid döneminde nişancılık görevine getirilmiştir.[18]
               16.yy da yaşamış alim ve devlet adamı bir zat olan Cezeri Kasım Paşa’nın kurduğu vakfın imparatorluğun çeşitli yerlerinde hayrat yaptırması çok normaldir. Paşanın Kuşadası’nda vakfı yoktur ancak  camisi olduğu Osmanlı arşiv belgelerinde yer almaktadır. 27 Receb 1229/ 15 Temmuz 1814[19] bir arşiv belgesinde Cezeri Kasım Paşa Vakfının Kuşadası’nda hazinedar Ağa nezaretinde bir cami yaptırılmakta olduğu ve vakıf adına Zülüfyan-ı Hassa’dan mehcam kethüda Mustafa’nın öldüğü bahsedilmektedir. Adı geçe göreve ise Es-seyyid Hasan adlı birinin getirilmesi istenmektedir.
                 Tezkireci Sehî, Kasım Paşa’dan bahsederken Osmanlı paşaları arasında bu derece hayır sahibi başka bir kimsenin bilinmediğini söyler. Gerçekten de Kasım Paşa’nın imparatorluğun birçok bölgesinde hayratı vardır. Bursa’daki hayratından başka İstanbul’da Cağaloğlu’nda bir mescid, Eyüp’te bir mescid, medrese ve mektep, Selânik’te Kāsımiye Camii diye anılan bir cami ve imaret inşa ettirmiştir.[20] Kuşadası’nda  vakfın yaptırdığı söylenen ancak bugün mevcut olmayan  Cezeri Kasım  Paşa camine bugüne kadar kayıtlarda rastlanmamıştır ancak Osmanlı arşivleri tarandığında daha net bilgilere ulaşmak mümkündür.
 
  1. 4.      Ahi  Şeyhi Türkmen Şatır El-Hac Mustafa Vakfı
 
                      Kuşadası’nda  bir zamanlar kurulduğu bilinen ancak bugüne kadar kaynaklarda yer almayan  vakıflardan biri de Türkmen mahallesinde bulunan Türkmen cami ve medresesinin banisi Ahi şeyhi Türkmen Şatır el-Hac Mustafa Efendi Vakfıdır. Ahilerin 13. yy sonlarından itibaren Batı Anadolu bölgesine gelip yerleştikleri ve Aydınoğlu Beyliğinin sınırları içinde çalıştıklarını bilmekteyiz. Aşık paşazade Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında faal rol oynayan dört kuruluştan bahsederken Ahilerden Ahiyan-ı Rum diye söz etmiştir. Osmanlı Beyliği özellikle Ahilerin desteğini sağladığı için kısa sürede gelişmiştir. Osman Gazi’ye ilk defa padişahlık ve devlet kuruculuk müjdeleyen ve onu bu yola yönelten zaviye sahibi bir Ahi lideri olan Şeyh Edebali olmuştur.[21] Osmanlı devletinin 15. yy da Anadolu’da Türk Birliğini yeniden sağlaması sonucunda Ahiler  lonca sistemiyle esnaf teşkilatın içinde teşkilatlanmışlar ve imparatorluğun her eyaletinde mesleklerini icra etmişlerdir.
                 Kuşadası’nda ise 17.yy başlarından itibaren lonca sistemiyle teşkilatlanan ve  çeşitli mesleklerle iştigal eden Ahiler, Kuşadası ekonomik hayatına katkıda bulundular.  Kuşadası’ndaki Ahilerinde bir vakıf kurdukları ve bu vakıf ile hayrat yaptırdıkları Osmanlı arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. Batı Anadolu’da  Osmanlı döneminde  küçük miktarda da olsa küçük bütçeli Ahiler de vakıf kurucuları arasında yer almıştır. Bunlar genellikle yolcuların ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan zaviyelerin masraflarını karşılamak için tarımsal alandan elde edilen hâsıllarla küçük vakıflar kurmuşlardır.  Ayasuluğ’da Ahi Osman zaviyesi, Ahi Çuha zaviyesi bulunmaktadır. Bozdoğan’da ise Ahi Yuvaş, Ahi Şatır ve Ahice zaviyeleri, Tire’ de Ahi Hacı, Ahi İsrail zaviyeleri, Birgi’de Ahi Mahmud zaviyesi bulunmaktadır.[22]
               Ahi Şeyhi Türkmen Şatır El-Hac Mustafa Vakfı ile Osmanlı arşivinden belge 15 Ramazan 1206 / 7 Mayıs 1792[23] tarihlidir. Bu belgeye göre Kuşadası Türkmen Mahallesinde bulunan  Ahi Şatır el-Hac Mustafa Efendinin yaptırdığı camide  ders veren ,  Cuma günleri bu camide vaaz eden ve ücretini de bu caminin bağlı olduğu vakıftan alan  Eş-şeyh el-hac Mustafa’nın öldüğünden bahsedilmektedir. Mevtanın yerine uygun aday olan iki kişiden halen Kuşadası’nda yaşayan Hafız Mehmet Efendi’nin uygun olduğu belirtilmekte  ve bu görevin bu şahsa verilmesi istenmektedir.
             Öküz Mehmet Paşa ile iskana açılan ve 17-18 ve 19 yy da önemli bir ticaret ve liman şehri olan Kuşadası kadim bir Türk-İslam şehri olmuştur. Şu ana kadar bizim tespitlerimize göre bu kentte dört adet vakfın hayrat yaptırdığı ve çeşitli akarlarının olduğudur. Elbette bu vakıfların en büyüğü ve en önemlisi şehrin banisi Öküz Mehmet Paşa Vakfıdır. Kuşadası’ndaki vakıfların  Kale içi ve Türkmen camileri, Kurşunlu Han ve Kale içi hamamı hariç, diğerleri maalesef günümüze ulaşamamıştır. Bu vakıflardan en büyük yağmayı Öküz Mehmet Paşa Vakıf eserleri görmüştür. 19. yy da Kuşadası’nda Musevi tefecilerin ve Kuşadası muhafızı İlyas zadelerin baskıları sonucu vakıf mülklerinin çoğu el değiştirmiştir. Cumhuriyetin ilanı ile yeni kurulan cumhuriyet döneminin ilk 10 yıllık döneminde, bilhassa 1930-1932  yıllarında, kalan vakıf eserleri de başkalarının üzerine geçirilmiştir.
                   Kuşadası’ndaki vakıfların sayısı tahminlerimize göre oldukça fazla olmalıdır. Arşivlerimizde çok sayıda Kuşadası evrakı sayısı ,sadece Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivlerinde 2600 adet / 5000 sayfadır. Bunlara Tapu Kadastro, Topkapı Sarayı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Milli Kütüphane ve diğer kaynaklar dahil değildir. Kuşadası’nda Bektaşi, Halveti, Rufai, Ma’rifi tekkeleri ve dergahları vardır. Batı Anadolu bölgesi Melami öğretisinin önemli duraklarından biri de Kuşadası’dır. Tüm bu tekke ve dergahların kurduğu vakıfların ve bu vakıfların gelirleri ile yapılan hayratların olması doğaldır. Biliyor ve inanıyoruz ki arşivler araştırıldıkça yeni belgeler bulunacak ve Kuşadası’ndaki  vakfiyelerin sayısı artacaktır.
 
 
Kaynakça
 
BOA, A. S. (27 Zilkade 1176). Başbakanlık Osmanlı Arşivleri.
BOA, C. 0. (15 Şevval 1142). Başbakanlık Osmanlı Arşivleri.
BOA, C. A. (3 Receb 1244). Başbakanlık Osmanlı Arşivleri.
BOA, C. E. (27 Recep1229). Başbakanlık Osmanlı Arşivleri.
BOA, C. EV. 176 08770 001. (tarih yok). Başbakanlık Osmanlı Arşivleri.
BOA, C. EV. 191, 9537 002 001. (15 Muharrem 1261). Başbakanlık Osmanlı Arşivleri.
BOA, C. M. (15 Ramazan 1206). Başbakanlık Osmanlı Arşivleri.
BOA, C.AS. 809 34347. (29 Zilkade 1238). Başbakanlık Osmanlı Arşivleri.
Döğüş, S. (2015). Osmanlı Topraklarında Ahi Zaviyesi ve Şeyh Edebali Meselesi. OTAM 37 , 65.
Erdoğru, M. A. (2016). Kuşadası tarihine Dair Bir Belge Öküz Mehmet Paşa Vakfiyesi. İzmir : Ege Üniversitesi İzmir Araştırmaları Merkezi.
Erdoğru, M. A. (2018). Çakabey'den günümüze Kuşadası ve Çevresinde Türk Tarihi. Aydın: Adnan Menderes Üniversitesi.
Sevgi Işık, S. K. (2012). Defter v 93 b. Kuyud-u Kadime Arşiv Kataloğu. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü.
Sönmez, E. (2017). 571 Numaralı Evkaf Defterine Göre Aydın Vakıfları, Yüksek Lisans Tezi. Ordu: Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı.
Telci, C. (1997 12. sayı). Hicri 1135 / Miladi 1723 Tarihli Kuşadası Gümrük Defteri. Tarih İncelemeleri Dergisi , 138-147.
Telci, C. (2001). 15-16 yy da Kuşadası Ania karyesinden Kuşadası Kazasına. Geçmişten Geleceğe Kuşadası Sempozyumu (s. 234). İzmir: Kuşadası Belediyesi.
Ünal, D. A. (2002 ). 16 ve 17 yy da Cezayir-i Bahr-i Sefid ya da Kaptanpaşa Eyaleti. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 252.
Ünsal, İ. E. (2001, Cilt 24). Kasım Paşa Cezeri . TDV islam Ansiklopedisi, s. 545-546.
vardar, K. F. (2001 cilt 24). Tarihsel Süreçte Cezeri Kasım Paşa Caminin Mimari ve Süsleme Özelliklerinin Değerlendirilmesi. FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, 545-546.
 

*Mahmut Ökçesiz. Yerel Tarih Araştırmacısı, Kuşadası Kültürel ve Tarihi Mirası Koruma Derneği Başkanı ve   profesyonel  Turist Rehberi

[1] Dr. Ayhan Afşin Ünal, 16.ve 17.yy da  Cezayir-i Bahri Sefid (Akdeniz-Ege Adaları ) Ya Da  Kaptan Paşa Eyaleti , Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 12 Yıl : 2002  s 252

[2] Prof. Dr. Mehmet Akif Erdoğru, Kuşadası tarihine dair bir belge Öküz Mehmet Paşa Vakfiyesi, Ege Üniversitesi İzmir Araştırma Merkezi Yayınları no 15, İzmir 2016, s 4

[3] Sevgi Işık, Songül Kadıoğlu ve  Mehmet Yıldırır, Kuyud-u Kadime Arşiv Kataloğu, İzmir, 2012, defter V 93b

[4] Mehmet Akif Erdoğru, a. g. e. s 5

[5] Mehmet Akif Erdoğru, a. g. e. s 5

[6]Prof. Dr. Mehmet Akif Erdoğru,  Çakabey’den günümüze Kuşadası ve Çevresinde Türk Tarihi, Adnan Menderes Üniversitesi Yayınları no :61, Aydın 2018, s 31

[7] Cahit Telci, 15.-16.yy da Kuşadası Ania Karyesinden Kuşadası kazasına, Geçmişten Geleceğe Kuşadası Sempozyumu, Şubat 2000, İzmir 2001, s 234

[8]Prof. Dr. Mehmet Akif Erdoğru, Kuşadası tarihine dair bir belge Öküz Mehmet Paşa Vakfiyesi, Ege Üniversitesi İzmir Araştırma Merkezi Yayınları no 15, İzmir 2016, s 2

[9] Mehmet Akif Erdoğru, a. g. e. , s 4

[10] Cahit Telci, Hicri 1135/Miladi 1723 Tarihli Kuşadası Gümrük Defteri, Tarih İncelemeleri Dergisi, 12.sayı İzmir 1997, s 138-147

[11] Prof. Dr. Mehmet Akif Erdoğru, Öküz Mehmet Paşa Vakfiyesi, s 7

[12] BOA, C.AS, 809.34347 29 Zilkade 1238

[13]  BOA, C.AS, 439, 18300, 3 Receb 1244

[14] Prof. Dr. Mehmet Akif Erdoğru, Öküz Mehmet Paşa Vakfiyesi, s 7

[15] BOA, CMF, 00031, 01536.001.001, 15 Şevval 1142

[16] BOA, AE, SMST, III, 00107,08113,001 29 Zilkade 1176

[17] BOA. C.EV, 191, 9537,002,001 Fi 15 Muharrem 1261

[18]  Kadriye Figen Vardar, Tarihsel Süreçte Cezeri Kasım Paşa Caminin Mimari ve Süsleme Özelliklerinin Değerlendirilmesi, FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi,  Sayı 10, İstanbul 2017, s 351

[19] BOA, C. EV, 176, 08770.001  27 Receb 1229

[20] İsmail. E. Erünsal, Kasım Paşa Cezeri, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 24, yıl 2001, s 545-546

[21] Selahattin Döğüş, “Osmanlı Topraklarında Ahi Zaviyeleri ve Şeyh Edebali Meselesi”, OTAM, 37, 2015, 65.

[22]   Emine Sönmez, 571 Numaralı Evkaf Defterine Göre Aydın Vakıfları, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı, Ordu 2017, s 50

[23] BOA, C. MF. 0034, 1670, 001 15 Ramazan 1206














Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam135
Toplam Ziyaret50267
Köşe Yazıları
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.75305.7761
Euro6.32866.3540
Hava Durumu
Saat