• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Menüsü
Site Haritası

Kaybolmuş Meslekler



KAYBOLMUŞ  KUŞADASI MESLEKLERİ





Kuşadası  uzun yıllar önemli bir Osmanlı kaçakçılık limanı ve ticaret merkezi idi. Bu yüzden Osmanlı liman şehirlerinde olduğu gibi kervansarayı, arastası ve ticaret yapılan bir sürü dükkanları, atölyeleri, işlikleri, yağhaneleri, dokuma tezgahları, nalburları, keçecileri, vb. ticari yapıları vardı. Osmanlı’nın 17. Yüzyıldan itibaren duraklaması ve  toprak kaybetmesi ile başlayan gerileme döneminde gerek batı etkisi, gerekse Osmanlı sarayının ve devlet ricalinin  lakaytlığı ve bitmeyen-tükenmeyen Yeniçeri ve Celali isyanları, karışıklık klasik Türk-Osmanlı zanaatlarında önce bir gerilemeye, mal almamaya, üretim yapılmamaya ve hatta ithalata yol açan menfi etkileri sebebiyle önce  klasik sanatlarımız bozulmaya başlandı, zanaatkârların  ürettikleri mallar satılamadı, ithalat  çok arttı ve Batı mallarına rağbet çoğaldı. Rönesans’ı mollaların fetvaları ile ıskalayan Osmanlı her alanda olduğu gibi bir çöküş dönemine girdi ve atölyeler, dükkanlar, ticarethaneler bir bir kapanmaya başlandı. Bugün isimlerini dahi hatırlayamadığımız ve bunlarda Kuşadası’nda üretilirmiş diye dudak büktüğümüz nice Türk zanaatları kaydoldu, ortadan kalktı.

Osmanlı kültüründe bedesten, çarşı arasta, han ve çarşı kentin kültürü ve ticareti için özel alanlardır. Bu alanlarda sadece ticaret yapılmaz, siyaset konuşulur, kültür yaşatılır,  el sanatları ürünleri üretilir, adet ve gelenekler canlı tutulur, hülasa günlük hayatın tüm yönleri tatbik edilirdi. Osmanlı kenti deyince “ ahşap yapılardan oluşan cumbalı, kiremitli evler, camiler, mescitler, çeşmeler, imarethaneler, şifahaneler, tekkeler, sebiller, hamamlar, türbeler, külliyeler, hanlar, kapalı çarşılar, arastalar ve bedestenler “ akla gelir. Vakıflara ve devlete ait yapılar “ merkez çarşıların çevresinde “ gelişir ve şehir içi yollar bu merkezlerde buluşurdu. Bu yüzden de külliyeler, hanlar, kapalı çarşılar, arastalar ve bedestenler şehrin merkezinde oluşturulur, diğer sivil ve resmi yapılar bunların civarlarına doğru yayılırdı.

Kentte üretilen her türlü mal ve hizmet, Bedesten ’den başlayan ve genellikle “ Uzun çarşı “ diye adlandırılan  işlek bir cadde üzerinde yer alır ve bu caddeden ayrılan sokakların her birinde belirli bir iş kolunda mal ve hizmet üreten esnaf, zanaatkarlar ve onların örgütleri olurdu.[1] Şehrin merkezini teşkil eden bedesten, han, arasta ve çarşılara bağlanan sokaklar kentteki zanaat dallarının, esnafların, tacirlerin, tüccarların mal ve hizmet üretenlerin dükkânları ile sınırlanırdı. Şehir merkezlerindeki bedestenler, hanlar ve çarşıların olduğu yere doğru uzanan sokaklar belli iş kollarına mensup esnaflara tahsis edilir, her sokak bir zanaat dalının üretim yaptığı veya hizmet verdiği bir sokak olur ve adını da bu iş veya hizmet kolundan alırdı. “ çıkrıkçılar, bakırcılar, nargileciler, havancılar, kalaycılar, kutucular, keçeciler “  vb sokağı, yokuşu, çıkmazı gibi adlarla anılırlardı. “ Hamam, çayhane, kıraathane, baharatçılar, nalburlar, sepetçiler “ çarşı, arasta, han ve bedestenlerin yakınlarına veya buralara ulaşan yollar üzerine kümelenip yayılırlardı.

İnsanlar buralara doğru yöneldikçe, cami, mescit, çeşme, hamam gibi yapılarda ilave edilmek zorunda kalınıyordu. Osmanlı, han, bedesten, çarşı ve arastaların iç işleyişinde ise “ lonca “ sistemi vardı. Ahilik olarak ta bilinen bu sistemin ticari yaşamdaki etkisi çok büyüktü. Üretim, alım-satım, hizmet üretimi esasları, fiyatları ve teşkilatlanmaları ve bunlarla ilgili ahlak kuralları bu sistem sayesinde yürütülüyor, bu esnaflar, zanaatkârlar, tacirler ve tüccarlar bu kurallara göre mesleki olarak örgütleniyorlar, idareciler tarafından denetleniyorlar ve yardımlaşıyorlardı. Her meslek kolunun bir “ piri” , bağlı olduğu bir şeyhi, veya bir kethüdası vardı. Dükkan açmak, işletmek, almak, satmak, işçi ve usta çalıştırmakla ilgili kaideler bulunuyor, mesleki eğitimden geçmeyen kimseler, çırak, kalfa, usta olamıyor, ustalık eğitiminden geçmeyen ve teşkilatın hükümlerine bağlanmayan veya içtimai nizamdan geçmeyen kimseler dükkan ve işyeri açamıyordu.

Her mesleğin örgütü arasında dayanışma ve yardımlaşma sandıkları bulunuyor, her meslek sahibi kazancı oranında bu teşkilatlara aidat ödüyor, toplanan paralarla yeni iş yerleri açılıyor ve yeni işyeri açanlara katkıda  bulunuyorlardı. Arasta, bedesten ve çarşı kelimeleri eş yada benzer anlamlarda kullanılmalarına karşın bu yapılar işlev ve işleyiş bakımından birbirlerinden farklı idiler. Arastalarda, bedestenlerde olduğu gibi mahzen ve kiler hücreleri bulunmazdı. Bedestenler değerli kumaş veya mücevherat gibi ürünlerin alınıp-satıldığı hatta banka hizmetlerinin verildiği yerlerdi. Arastalarda ise daha az önemli malların ticareti yapılırdı. Arasta ve çarşı arasındaki farklar ise, arastalar külliyelere gelir sağlamak amacıyla külliye etrafında inşa edilirdi. Çarşılar ise bağımsız yapılar olarak planlanırdı. Bir külliye ise ; han, hamam, bedesten, cami, şifahane, medrese, arasta, vb yapıların bir arada inşa edildiği yapılar topluluğuydu. Bu yapıların merkezinde bir cami, medrese, han ve şifahane bulunurdu. Kuşadası’nda Sadrazam ve Damat Kara Mehmet Paşa tarafından 1617 de yaptırılan külliyede ise bu yapıların hepsi vardı.

 

Kaybolan Kuşadası Meslekleri

 

Deniz Kervancılığı

18. yüzyılın sonlarına kadar Kuşadası işlek bir ticaret merkezi ve gümrüğü pek sıkı olmayan bir kaçakçılık limanıydı. Anadolu içlerinden gelen  ticari kervanlar buradaki kervansarayda konaklar ve getirdikleri mallar deniz yoluyla İstanbul veya Avrupa ülkelerine gönderilirdi. 18. Yüzyılda Fransızlar Osmanlı iç ticareti ile yakından ilgileniyorlardı. Fransız tüccarlarının doğu Akdeniz limanlarına giden konvoylarının son duraklarından biri de Kuşadası limanı idi. Bu gemilere Kuşadası limanından zahire ve zeytinyağı  yükleniyordu. Sakız ve Sisam adalarının yakın olması, Avrupa ülkelerinin Osmanlı’dan zahire (buğday ve arpa) başta olmak üzere, susam, pekmez, helva, vb gıda maddeleri ithal etmesi, Osmanlı’nın zahire ihracını yasaklaması ve zahire ürünlerinin stratejik madde olarak ilan etmesi  bu ticareti cazip hale getiriyordu. Anadolu’nun iç tarafından yüklenen mallar deve kervanları ile Kuşadası limanına getiriliyor ve buradan ihraç ediliyordu. Küçük ve hızlı yük tekneleri, kayıklar ve mavnalar, deve kervanları ile boşaltılan yükleri açıkta bekleyen Avrupalı gemilere yüklüyorlar ve hemen limana geri dönüyorlardı.   Zahire ihracatı yasaktı ama bu ticaret el atından teşvik ediliyor ve Osmanlı idarecileri bu alış-verişten yüklü miktarlara para kazanıyorlardı.

 

Devecilik ve deve eşyaları yapımı

Deniz kervancılığını destekleyen en önemli unsur develerdi. Anadolu’dan yük getiren ve geri götüren bu develerin oluşturduğu değişik meslek gurupları vardı. Bunların başında “ devecilik “ mesleği geliyordu. Develerin bakımı, beslenmesi, hastalıklarının tedavisi, vb durumlar bu mesleğe bağlı yan meslek kollarının da sürdürülmesine imkan veriyordu. Deveciliğe bağlı olarak “ Hancılık, kolancılık, keçecilik, semercilik, havutçuluk, vb “  Kuşadası ve çevresinin geçim yollarından bir kaçıdır. Kuşadası hanlarıyla ünlü önemli bir liman kentiydi. Anadolu içlerinden başlayan tüm kervan yolları Kuşadası limanında son bulur, getirilen mallar buradan gemilere yüklenerek ihraç edilirdi. Avrupa’dan getirilen ithal mallar ise, gemilerden alınarak deve kervanları ile birlikte  Anadolu içlerine gönderilirdi. Kervansaray çevresi deve hanları başta olmak üzere çok çeşitli hanlarla doluydu. Develere, atlara ve katırlara bağlanan “ kolancılık” da önemli bir meslek dalıydı. Hayvanların  karınlarının  altından geçirilerek bağlanan yassı kemerler yüzyıllarca bu kentin önemli bir iş kolu olarak icra edildi. “Hayvanların kullandığı önemli bir aksesuar olan “ semercilik “ ise kervansaray çevresinde bulunan semerciler  hanında”  üretilir ve satılırdı.  

 

Gemi yapım tersaneleri

Akdeniz’in Türk gölü olduğu zamanlarda Kuşadası’nda bulunan gemi inşa tersanelerinde Osmanlı donanmasına “ şayka[2] “ tipi savaş gemileri inşa ediliyordu. Altı düz ve enli, 20-50 Levent taşıyan , bilhassa Özi, Dinyeper ve Tuna nehirleriyle Karadeniz'de Osmanlılar ve Kazaklar tarafından kullanılmış bir çeşit harp gemisidir. Üç topu bulunan şaykaların uzunlukları 17-33 zirâ yani 13-29 metre uzunluklarda inşa edilen  hafif  ve süratli savaş gemileridir ve ince donanma sınıfına girmektedir. 29 Nisan 1787 tarihinde yerel voyvodaya yazılan bir fermanda[3] Rusya ile savaş olmasından dolayı Karadeniz’e donanma gönderileceğinden Limni, Rodos, Midilli, Mora  ve Kuşadası tersanelerinden ikişer adet kırlangıç tipi savaş gemisinin usulüne uygun yaptırılıp gönderilmesi istenmiştir

 

Helvahaneler ve üzüm helvası yapımı

Salnamelerden öğrendiğimize göre bir zamanlar Kuşadası’nın en zengin tarım ürünlerinden biri üzümdü ve üzümden yapılan helvalar ihraç edilmekteydi. 1895 yılında meydana gelen Filoksera hastalığı  20.000 dönümü bulan bağlardaki üzümü tahrip ederek helvacılığa büyük bir darbe vurmuştu. Bir süre sonra Amerika’dan getirilen asma çubukları ile bağlar yeniden oluşturulmuştu. 1892 tarihli salnameye göre Kuşadası limanından 150.000 kg üzüm helvası ihraç edilmiştir. 19. Yüzyıl boyunca ve 20. Yüzyılın başlarına kadar Kuşadası’nda helva üretimi ve buna bağlı yan zanaatlar  kentin önemli  zanaatları arasındadır ve bir gelir kaynağıdır. 19. Yüzyılın sonlarında 22 tane ve 20. Yüzyılın başlarında ise 9 tane helvahane faaliyette bulunmaktadır. Manisa, İzmir, Aydın yörelerinden çuvallar içinde deve kervanları ile Kuşadası’na getirilen üzümler helvahanelerde işlenir ve üretilen üzüm helvaları kapalı tahta kutular halinde dörtte biri iç pazara gönderilir ve dörtte üçü Rusya ve Avrupa ülkelerine ihraç edilirdi. Barbaros bulvarının orta bölümündeki  çiçeklik alanındaki dükkanların çoğu helvahanelerdi. Bu dükkanların hemen yakınında ise kutucular yer almaktaydı.[4]

 

Sabunhaneler

1890 yılı kayıtlarında Kuşadası’nda 2 ta’sirhane(yağhane ),  1 sabunhane, 9 değirmen ve 715 adet dükkan vardır. 20.yüzyılın başlarında ise Hasan Denizel tarafından kurulan Hasan Reis Fabrikası ve İtalyan Soka zeytinyağı fabrikası öne çıkmaktadır.  Sabun  ve zeytinyağı üretiminin çoğu ihraç edilmektedir. Ayrıca pirina ise yakıt olarak ısınmada kullanılmaktaydı. Sabunhaneler son zamanlara kadar Kuşadası’nda oldukça yaygındı ve zeytinyağından üretilmiş mis gibi sabunlar her evde imal edilir, hatta sabun yapan yaşlı teyzeler güzel sabun yapmak için birbirleri ile yarış ederlerdi. Ne yazık ki bugünlerde bu güzelim sabunlar artık imal edilmemektedir.

 

Tabakhaneler ve Debbağlık

Deri işleme ve deriden eşya yapımı, Anadolu coğrafyasının en eski zanaatlarındandır. Bu kişilere debbağ, tabak, karatabak veya sepici adları verilmekteydi. Zanaatın bu varsıl tarihî geçmişi içinde Kuşadası'nın yeri de son derece önemlidir. Anadolu dericilik geleneği Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu yurt belleyen Türklerin deri işleme maharetiyle gelişimini sürdürmüştür. Kuşadası’nda 1890 yıllarda 22 adet tabakhane mevcuttu. Bu tabakhaneler önceleri kendi isimleri ile anılan Tabakhaneler Sokağı üzerinde bulunuyor, deriler genellikle deniz kenarında doğal tuzlu deniz suyu ile yıkanıyordu. Girit ve Balkanların kaybından sonra çok sayıda Türk debbağ Anadolu’ya göç etti ve bunlardan bir kısmı Kuşadası’na yerleşti ve mesleklerine burada devam etti. İstiklal savaşından sonra 1922 de Kuşadası Rum tabakları ilçeyi terk etti ve yerlerini Türkler doldurdu. 1926 nüfus sayımında 8, 1929 yılında ise 9 adet tabak faaliyette idi.

1933  sayımında ise Kuşadası’nda 4, Selçuk ta ise 1 tabakhane vardır ve yılda 2000-4000 adet ham deri işleniyordu ve bunların çoğu yurt dışına ihraç ediliyordu. 1940-1950 li yıllarda ise gelişen nüfus ve ekonomik hareketlere paralel olarak 25 deri işleme atölyesinde 125 kişi  istihdam edilmekteydi. 1937 yılında kentin gelişmesine ayak uyduran tabakhaneler Akıncılar caddesinden (bugünkü İnönü bulvarı ) Akyarlar mevkine taşındı ve buradan da 1968 yılında Kuşadası belediyesi kararı ile Kirazlı yolu üzerindeki Eşek cehennemi mevkiine, Kuşadası mezbahanesi’nin yanına taşındı ve son tabak Tuğrul Kutucu ’nun mesleği bırakması ile Kuşadası debbağlığı sona erdi.[5]

 

Keletircilik :

Keletir ; İki kulplu küfe biçiminde büyük sepet. Bu sepet Osmanlı döneminde Batı Anadolu ‘da  yük taşımak amacı ile kullanılırdı. Eşek ve develerin sağ ve sol yanlarına bağlanan iki küçük kulpu bulunan büyükçe sepetin taşıdığı ürünler genellikle zeytin ve üzüm başta olmak üzere tarım ürünleridir. Yöresel[6] isimleri değişmekle beraber genellikle kargı ve hayıt olan , sazlık alanlarda yetişen bitkilerin kuru saplarından imal edilirdi. Önce sepetin tabanı, hayıtlar kullanılarak özel bir örme işlemiyle hazırlanır. Bu hayıtlar tabanı oluşturduğu gibi, yukarı doğru 8-10 çubuk şeklinde uzatılıp gövdenin iskeletini de oluşturacaktır. Kargılar bir tahra yardımıyla yukarıdan aşağı dörde ayrılır. daha sonra hayıtlardan oluşan omurganın üzerine bu kargılar örülerek istenilen boy kadar çıkılır. Tepeye gelindiğinde ise tekrar hayıtlar kullanılarak keletirin ağzı örülür ve işlem tamamlanır. Bu örülen keletir güneşte bırakılmazsa ve alabileceği maksimum ağırlık aşılmazsa yıllarca kullanılabilirdi.

1848-1910 KUŞADASI TAPU KAYITLARINA  GÖRE KUŞADASI  ZANAATLARI


  1. Aşçılık

  2. Balıkçılık

  3. Bakırcılık

  4. Bezzazlık

  5. Debbağlık

  6. Değirmencilik

  7. Demircilik

  8. Devecilik

  9. Etmekçilik

  10. Hamamcılık

  11. Hancılık

  12. Helvacılık

  13. Kahvecilik

  14. İncir Tüccarlığı

  15. Kalaycılık

  16. Kayıkçılık

  17. Keletircilik

  18. Koltukçuluk

  19. Kundakçılık

  20. Kunduracılık

  21. Kutuculuk

  22. Meyhanecilik

  23. Mum Yapımı

  24. Mutaflık

  25. Nalbantlık

  26. Sabunculuk

  27. Saatçilik

  28. Semercilik

  29. Şarapçılık

  30. Şerbetçilik

  31. Şıracılık

  32. Tenekecilik

  33. Tütüncülük

  34. Urgancılık

  35. Yağcılık (zeytinyağı)

  36. Zeytincilik

 


[1] Osmanlı Çarşıları, Popüler tarih dergisi, sayı 78, Şubat 2007

[2] Osmanlı Donamasında kullanılan gemi çeşitleri, 25 Şubat 2010, http://cengizdamar.blogcu.com/osmanli-donanmasinda-kullanilan-gemi-cesitleri/7087631, erişim tarihi 10 Şubat 2018

[3] Müjgan Şavkay, Tarihi belgeleri ve görünümüyle Kuşadası 2015, sayfalar 112-113

[4] Müjgan Bahtiyar Karatosun, 19 yy Kuşadası limanının ticari örgütlenmedeki rolü, Geçmişten geleceğe Kuşadası sempozyumu II , Kuşadası 2008, sayfa 202

[5] Ali Ergül,  Kuşadasında tabakçılık ve debbağlık, KUYETA dergisi Şubat 2010 sayısı

[6] keletir - ekşi sözlük (eksisozluk.com). erişim tarihi 11.08.2022 saat 15.50


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret213675
Köşe Yazıları
Hava Durumu