• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Menüsü
Site Haritası

Bektaşiyye



HACI BEKTAŞ, BEKTAŞİLİK ve KUŞADASI BEKTAŞİLERİ




 

Türk Tarikatlarının en önemlilerinden ve Türklerin bulundukları coğrafyalarda en yaygın tarikatlardan biri olan Bektaşilik ; Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşundaki rolü dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu tarihi boyunca  gerek oynadığı siyasî roller ve arz ettiği farklı dinî inanç ve telakkileri birleştirici  yapısı, gerekse devletin 16.. yüzyıldan itibaren resmen tanıdığı tek gayri Sünnî  tarikat olması sebebiyle en çok ilgi çeken ve en çok araştırılan tarikat olmuştur. Bektaşiliğin teşekkülünün, XIII. yüzyılda Anadolu’da ortaya çıkan şiddetli sosyal ve dinî, kısmen de siyasî hareketlerle, başka bir deyişle Babaî isyanı ve hareketiyle sıkı sıkıya bağlantılı görülür. “ Baba İlyâs-ı Horasânî[1] öncülüğünde meydana gelen Babaî isyanı, XIII. yüzyıl ortalarına doğru yeni bir  gayri Sünnî hareketin doğuşuyla sonuçlandı. Babailik adını taşıyan bu hareket “ Vefâîler ”den başka Anadolu’daki “ Kalenderiyye, Haydariyye, Yeseviyye”  zümrelerince de benimsendi ve 14. yüzyılın başlarından itibaren “ abdalân-ı Rûm”  yahut Rum abdalları adı altında sürdürüldü.

Hacı Bektaş-ı Veli'nin anası Şeyh Ahmed Nişaburi'nin kızı Hatem Hatun'dur. Bektaş-ı Veli hicri 645 senesinde Nişabur'da doğdu. 680 de Ahmed Yesevi ’nin işaretiyle Anadolu’ya geçti. Kırşehir kurbunde Kara Hüyük’ te mekan tuttu, 738 de ahrete göçtü. Elde mevcut velayetnamelerde Hacı Bektaş- i Veli’nin ve Uşak kurbundeki  Hatem Sultan'ı n Anadolu’ya nasıl geçtikleri ve ne gibi kerametler gösterdikleri uzun uzadıya yazılıdır. Bektaşilik, Anadolu’nun ortasında ıssız bir köyde uyanmıştır. Ulemanın nazarından uzak kaldığı gibi şehirlilerden ziyade köylüler ve yürükler arasına yayıldı. Hatta çok zaman göze bile çarpmadı. Ancak tamamıyla teessüs ettikten ve dal budak saldıktan sonra anlaşıldı. Bektaşiliğin esasını “ehl-i beyte muhabbet[2]teşkil eder. Bektaşiliğe bir tarikat gözüyle değil, bir mezhep nazariyle bakmak daha muvafıktır. Çünkü bunu bilhassa Anadolu Bektaşileri iddia ederler. Kendilerine Bektaşi  demekten ziyade “ Alev ve Caferi “  derler. İmam-ı Cafer mezhebi demek Muhammet ve Ali mezhebi demektir. Muhammet ve Ali’nin ilimlerine ve yollarına yakından vakıf olan İmam-ı Cafer ayrı bir mezhep çıkarmaktan uzaktır, derler.




 
Anadolu’da yaygınlaşan ve her bölgede dergâh, zaviye ve tekkeler açan bu Türk tarikatlarının bağlı olduğu ana merkezler vardı ve bu merkezlerde her tarikatın bir merkez tekkesi yani “ asitanesi” bulunurdu. [3] Bu Asitane merkez kurum olarak kabul edilir, bu kurumu bir postnişin yani tarikat piri idare eder ve Anadolu’daki tüm şubeler bu merkeze bağlı olarak çalışırlardı. Bu merkez asitaneler genellikle şehir dışına yapılır ve binalar topluğundan oluşurdu.”  Geniş bahçe ve bostanları, çeşitli vakfiyeleri, gelir kaynakları olan bu tarikat merkezlerinde mutlaka bir mutfak, derviş hücreleri, zikir yapılan semahane, pir evi,  eğitim hücreleri, sanat atölyeleri, şifahane, misafirhane, cami, küçük mezarlık yani hazire, vb.  yapılar bulunur ve vefat eden tarikat mensupları da bu hazirelere”  defnedilirdi.  Bektaşi tarikatının merkez asitanesi Hacı Bektaş’taydı, Eğer bir tarikatın ayni şehirde örneğin İstanbul’da  çok sayıda dergâhı veya tekkesi varsa en büyük olanı merkez Asitane olarak görev yapardı. Bektaşi[4]  tarikatının İstanbul’da 7 tane tekkesi olduğu  kaynaklardan anlaşılmaktadır.

 
Kuşadası’nda Ahilikten sonra yaygın olan  Türk tarikatı ise “ Bektaşiliktir “ . Osmanlı döneminde bilhassa Konevi Damat Mehmet Paşa’nın kenti  imar faaliyetleri ve büyük bir külliye yaptırmasından,  ve Güvercinada Kalesi’nde bulunan  Yeniçeri sayısını artırmasından sonra Bektaşilik en bilinen ve yaygın tarikatlardan biri  olmuştur. Yeniçerilerin Bektaşi tarikatına mensup olmaları ve Osmanlı toplumunda önemli bir yerleri olması  hasebiyle Kuşadası’nda yüzyıllarca Bektaşi tarikatının dergâhı vardı. 1821 yılında padişah II. Mahmut’un emriyle ortadan kaldırılan Yeniçeri ocağı, yapılan büyük katliam ve akabinde Bektaşiliğin yasaklanması, Bektaşi dedelerinin ileri gelenlerinin idam edilmesi, çoğunluğunun Anadolu’nun değişik bölgelerine sürgüne gönderilmesi, Bektaşi tekkelerinin yenilerinin kapatılması, eskilerinin  Nakşibendi tekkelerine dönüştürülmesi ve  bu tekkelere Nakşi şeyhlerin atanması  gibi olumsuzluklar nedeniyle Kuşadası Bektaşi tekkesi ’ne de bir “ Nakşibendi şeyhi” atanmıştı.

 
O zamanki adıyla “ Maraş mahallesi “olan bölgedeki “Bektaşi dergahına” devrin padişahı II.Mahmud tarafından atanan ve Bektaşileri sindirme görevi verilen “Nakşibend İbrahim Efendi” Kuşadası’na geldiğinde Bektaşiler tarafından pek hoş karşılanmamış ve büyük güçlükler içinde hayatını devam ettirmek zorunda kalmıştı. Osmanlı Arşivlerindeki Osmanlıca belgelerden biri olan 29 Zilhicce 1251 [5]/ 16 Nisan 1836 tarihli belgede  “ Devlet sahibi kerametli koruyucu efendim, Nakşibendi tarikatında postnişin olan Şeyh El Hac İbrahim Efendi Kuşadası’nda irşad amacıyla tekke faaliyetleri kapsamında bayındırlık konusunda çalışmalarını sürdürmektedir. Adı geçen hayır işlerinde faaliyette bulunuyor iken fakirlik çekmeye başladığı ve gelire ihtiyaç duyduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle adı geçen kişiye gerekli ilan üzerine İzmir Emtia Gümrüğü Mültezimi tarafından kentin temettuatından karşılanmak üzere hayatta kaldığı müddetçe bu yılın (1836) Recep ayından itibaren aylık 150 kuruş tahsis edilmesi hususunda iradenizce uygunluk arz olunur.” diye bir arzu hal[6] İstanbul’a gönderilerek vaziyeti anlatılmakta ve aşağıda belirtildiği üzere uygulama için emir beklenmektedir. Bu belgeden anlaşılacağı üzere her yerde olduğu gibi Kuşadası halkıda bu Nakşibendi şeyhinin Bektaşi dergahına atanmasına razı olmamışlardır.





 
Kuşadası Bektaşi tarikatının önde gelen pirlerinden biri de Girit göçmeni “ Hüseyin Cevraki Baba” dır. Cevraki Hüseyin Baba 1897-1898 Girit olayları sonrasında, 24 yaşındayken yanında eşi ve iki kardeşi ile birlikte Anadolu’ya göç etmiş ve Kuşadası’na yerleşmiştir. Bektaşi itikadını sürdüren bir aileden gelmektedir. Nasibini 1881-1904 yılları arasında Horasanlı dergâhının postnişini olan Mustafa Saffet İlhami Babadan alan Cevraki Hüseyin Baba Horasanlı tekkesinin son postnişini Cafer Sadık Bektaş Baba’nın da çağdaşıdır. Cevraki Hüseyin Baba Kuşadası’na yerleştikten sonra manifatura ticareti yapmaya başlamış; bunun yanı sıra, içinde “ Cevraki Mezarlığını”  da barındıran arazisinde ziraat işlerine devam ettirmiştir. Çocukları büyüdükten sonra dükkânın idaresini çocuklarına bırakmış; kendisi tamamen bağ ve zeytinlik işleriyle meşgul olmuştur. Girit’ten anayurda gelen diğer Bektaşi Babalarından Mücerret Hafız Ali Rıza Baba’nın da Halifesi olan Ağababamız, 1922 yılında 49 yaşında “Babalık icazetini “ almış ve Kuşadası’nda bağında tesis ettiği dergâhına postunu sermiştir. 


Cumhuriyetin ilanı sonrası, Atatürk’ümüzün haklı olarak 1925'te tekke ve zaviyeleri kapamasıyla beraber, bu insanlar dini tabiiyetlerini gizleyerek daha kapalı bir topluluk olmuş; ibadet ve hizmetlerini gözlerden uzak olarak yaşamışlardır. Mücerret Hafız Ali Rıza Baba’nın 1938 yılında vefatı ile halifesi Cevraki Hüseyin Baba Turgutlu’daki dergâhın da postnişini olmuştur. Turgutlu’da ve Kuşadası’ndaki dergâhında hizmet vermiştir. Maalesef binaları bu günlere gelemeyen bağdaki dergâh ve bağ evine, Ağababamız yazları tüm çocukları ve torunları ile göçer; dini hizmetlerini orada verirmiş. Kışları ise iki okludaki evinde aynı hizmeti görürmüş. Arif, bilgin ve pek tatlı dilli bir kişi olan Cevraki Baba[7] yaşadığı dönemde Kuşadası ve çevresinde pek çok sevilen bir kişi olmuş; güzel dostluklar geliştirmiştir. Dostlarından bir tanesi de Mahmut Esat Bozkurt’tur. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra, yukarıda da arz ettiğim gibi gizli saklı yapılan dini ritüellerin birinde Selçuk’ta yakalanıp gözaltına alınmışlar; imdatlarına Mahmut Esat Bey’in yetişmesi ile o sıkıntılı durumdan kurtulmuşlardır.  Cevraki Baba Bektaşiliğin gereklerini yerine getirirken, diğer taraftan namazını da terk etmeden sürdürmüştür. Halk arasında bilinenin aksine, her iki itikadın da gereklerinin yerine getirilmesini çocuklarına ve bağlılarına tavsiye etmiştir. Cevraki Hüseyin Baba 27 Mart 1959 Cuma günü, Ramazan’ın on yedinci gününde hakka yürüdü. Vefatından sonra, Turgutlu’daki dergâhın başına Halifesi İncirli ovalı Yunus Ölmez baba geçti. Kuşadası’ndaki dergâh Ağababanın vefatı ile kapandı.


Kuşadası Bektaşilerinin son dönem önemli pirlerinden biri de ülkemizde Bektaşiliğe yeni bir nefes ve görüş getirmiş olan “ Dr. Bedri Noyan “dır. Asıl adı Salih Bedreddin olup 1912 yılında asker olan babasının görevli olarak bulunduğu Serez’de doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini 1937 yılında bitiren Bedri Noyan uzun yıllar doktorluk yaptıktan sonra 1951 yılında üniversiteden ayrılmıştır. Serbest olarak hekimlik yapmaya başlamış, daha sonra eşinin memleketi Aydın’a yerleşmiştir. Aydın Lisesi doktorluğu görevinde iken 1977 yılında yaş haddinden emekli olmuştur. 1990 yılında İzmir’e yerleşmiş, yaz aylarını Kuşadası’nda geçirmiştir. 6.11.1997 tarihinde İzmir’de vefat etmiş, Aydın Eski Yeni Camiinde kılınan öğle namazını müteakip Aydın Telli Dede Kabristanlığında toprağa verilmiştir [8]. Dinî bilgisi ve entelektüel birikimi sayesinde Bektaşî camiasında uzun süre sükûnetin hakim olmasını temin etmiştir. Ölümünden sonra iç çekişmeler ve bölünme hâdisesi ortaya çıkmıştır.


Günümüzde Kuşadası’nda Alevi-Bektaşi Kültürü,  “ Alevi Kültürü Kuşadası Şubesi “ ve “ Kuşadası Alevi Bektaşi Cem Evi Derneği “ adlı iki dernek tarafından temsil edilmektedir.
 
 
 Kaynakça 
 

[1] Ahmet Yaşar Ocak, Bektaşilik, TD Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1992, Cilt 5, s 373-379

[2] Mehmet Zeki Pakalın,  Bektaşi, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü,  MEB İstanbul 1993, Cilt 1,  s 194-202

[3] Baha Tanman,  Asitane, TDV İslam ansiklopedisi, İstanbul 2001,  cilt 3 sayfa 486

[4] Erman-Doğan Pür, İstanbul Mevlevihaneleri ve Mevlevîlikle İlgili Günümüze Ulaşanlar, Kültür Dergisi, sayfalar 20-23

 [5] BOA, HAT 1329, 51847, 29 Zilhicce 1251

[6] Hasancan Eralaca-Mahmut Ökçesiz, Kuşadası Tarikat Şeyhleri İbrahim Efendiler, Osmanlı Arşiv Belgeleri Işığında Kuşadası Tarihinden Kesitler, İzmir Ekim 2020, Tibyan Yayıncılık, s 122-123

[7] Hüsnü Adalı, Hüseyin Cevraki Baba, Kuyeta Kuşadası Yerel Tarih Dergisi, Kuşadası 2018, Ocak Şubat  Sayısı, s 32-35

[8] Ömer Özcan, Dr. Bedri Noyan, Türk Yurdu Dergisi, Şubat 2005, Cilt:25, Sayı:210, s 126-129

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam51
Toplam Ziyaret213671
Köşe Yazıları
Hava Durumu