• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Menüsü
Site Haritası

Hüseyin Cevraki


GİRİTLİ HÜSEYİN CEVRAKİ 






Hüseyin Cevre veya Kuşadalıların bildiği adıyla;

Cevraki Hüseyin Baba…

Cevraki Hüseyin, Girit’in Kandiye livası Aposlemi Köyü’nde Cevri Efendi ve Fatma Hanım’ın ilk çocukları olarak 1873 yılında dünyaya geldi. 

Bu kısa tanıtım girişinin ardından, Cevraki Babanın, Bektaşilerin, Giritli muhacirlerin daha iyi tanınabilmeleri ve anlaşılabilmeleri için ilk önce; Girit’i, Müslüman Türk Cemaatini, Girit’teki tarikatlardan konumuzu ilgilendiren Bektaşiliği ve 19. yy son çeyreğinde adanın manzarasını kısaca anlatmak, sonrasında konumuza dönmek istiyorum.

Girit, 1645 yılında başlayıp 24 yıllık kuşatma ve savaşlar sonucunda Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve imparatorluğun bir vilayeti olmuştur.

Yeni fethedilmiş bir adanın dış düşmanlara karşı korunmasının yanı sıra, iç güvenliği de çok büyük bir önem arz etmekteydi. Ortodoks Rum ve Katolik Venediklilerin yaşadığı adada Devlet otoritesini ve güvenliğini sağlamak üzere, kendinden olan Müslüman Osmanlılar ve Türk kökenlileri adaya yerleştirmekten başka bir tedbir elbette olamazdı. 

Rumeli’nde uygulanan mecburi şenlendirme göç sistemi Girit’te uygulanmayarak, adaya Osmanlı egemenliğindeki diğer vilayetlerden ve Anadolu’dan isteğe bağlı göçlere müsaade edildi.

Yeniçerilerin evlenme yasağı kaldırılarak, yerli kızlarla evlenmelerine müsaade edildi. Yeniçerilerle evlenen yerli kadınlar, eşlerinin dinine geçerek Müslümanlığı kabul ettiler. Bu evliliklerden olan çocuklar da doğal olarak babalarının dinlerinden olmuş oldu.

Yabancı tarihçiler Müslüman Türk toplumunun oluşumu ile ilgili kitlesel ihtida olaylarını öne sürerler. Ama bunu dayandırabilecekleri bir kaynak ortaya koyamazlar. Başlarda ihtidalar olsa bile bir kısım kripto Müslümanlar 1821 Yunan ayaklanması, 1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı ile oluşan ortam güvencesi ile mühtediler eski dinlerine dönmüşlerdir.

Burada ifade etmek gerekir ki; Giritli Türkler, İslam’ı kabul eden Helenlerden müteşekkil değildir.

Bektaşilik, Girit’te faaliyet gösteren ilk tarikatlardan biridir. Orduyla kuşatmaya katılan ve fetih sırasında ve sonrasında adaya yerleşen dervişler, Girit’te İslamiyet’in yayılmasının yolunu açmışlardır.  Zaman içinde Kandiye, Hanya ve Resmo gibi yerleşim yerlerinde Bektaşi tekkeleri faaliyete geçirilmiş; Bektaşilik adanın en faal tarikatı haline gelmiştir.

Girit’in fethinde ordunun başında bulunan Serdar-ı Ekrem Gazi Hüseyin Paşa, Horasanizâde Derviş Ali Dede adına Kandiye’nin fethinin ardından Kandiye yakınlarında “Horasanlı” namıyla büyük bir tekke yaptırmış ve tekkenin bütün giderleri kendisi tarafından karşılanmıştır. Horasanlı tekkesi, Bektaşiliğin adadaki en önemli ocağı olmuş ve Bektaşiliğin yayılmasında büyük hizmetler görmüştür.

Kaynaklarda adada yaşayan Müslüman Türk topluluğunun % 20’sini Bektaşilerin oluşturduğu geçmektedir.

Girit, fethedildiği 1669 yılından 1821 yılında Mora’da çıkan isyana kadar geçen 150 yılda sorunsuz ve huzurlu bir vilayet oldu.

1821 yılında Mora’da başlayan isyanlar ve devamında 1830 yılında Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla maalesef adadaki huzurlu yapı ve ortam giderek bozulmaya başladı; geçen 90 yıllık süreç sonrasında Girit tamamı ile Osmanlı egemenliğinden çıktı.
 
1897-1898 Olayları ve 1912 Trablusgarp ve Balkan Savaşları sonrasında adadaki Türk nüfus arasında göçler başladı. Bu göçlerden haliyle Bektaşiler de etkilendiler: karışıklıklardan önce sadece Kandiye’de beş bin derviş bulunurken; bu sayı karışıklıklardan sonra beş yüze kadar düşmüştür.

Muhacirlerin bir kısmı o zamanlar Osmanlı toprağı olan Mısır’a ve Lübnan’a; büyük bir çoğunluğu da Anadolu’ya yerleştiler. İklimi Girit’e benzeyen kıyı bölgeler yerleşme için öncelikli tercihleri oldu.

Cevraki Hüseyin Baba 1897-1898 olayları sonrasında, 24 yaşındayken yanında eşi ve iki kardeşi ile birlikte Anadolu’ya göç etmiş ve Kuşadası’na yerleşmiştir. Bektaşi itikadını sürdüren bir aileden gelmektedir. Nasibini 1881-1904 yılları arasında Horasanlı dergâhının postnişini olan Mustafa Saffet İlhami Babadan alan Cevraki Hüseyin Baba Horasanlı tekkesinin son postnişini Cafer Sadık Bektaş Baba’nın da çağdaşıdır.

Cevraki Hüseyin Baba Kuşadası’na yerleştikten sonra manifatura ticareti yapmaya başlamış; bunun yanı sıra, içinde Cevraki Mezarlığını da barındıran arazisinde ziraat işlerine devam ettirmiştir. Çocukları büyüdükten sonra dükkânın idaresini çocuklarına bırakmış; kendisi tamamen bağ ve zeytinlik işleriyle meşgul olmuştur.

Girit’ten anayurda gelen diğer Bektaşi Babalarından Mücerret Hafız Ali Rıza Baba’nın da Halifesi olan Ağababamız, 1922 yılında 49 yaşında Babalık icazetini almış ve Kuşadası’nda bağında tesis ettiği dergâhına postunu sermiştir. 

Girit’ten Anayurda gelen Bektaşi Babaları, yurdun çeşitli yerlerinde dergâhlar kurmuş; başlarına geçmişlerdir. Bunlardan bir tanesi de günümüzde halen varlığını sürdüren Turgutlu’daki Mücerret Hafız Ali Rıza Baba dergâhıdır. Bu dergâh Söke, Kuşadası, Selçuk ve civarında yaşayan Bektaşi canların ibadet hizmetleri yerine getirdikleri dergâhları olmuştur.

II. Mahmut’un Yeniçeri ocağını kaldırıp birçoğunu kılıçtan geçirmesi sonucu, Anadolu’daki Bektaşiler Osmanlı’nın gözü önünde olmalarından dolayı sıkıntılı bir döneme girmişlerdir. Adalarda yaşayan Bektaşi nüfus, merkezi idareden uzak olmanın avantajı ile büyük baskılara maruz kalmamış; onlardan çok daha iyi şartlarda yaşantılarını sürdürmüşlerdir.

Cumhuriyetin ilanı sonrası, Atatürk’ümüzün haklı olarak 1925'te tekke ve zaviyeleri kapamasıyla beraber, bu insanlar dini tabiiyetlerini gizleyerek daha kapalı bir topluluk olmuş; ibadet ve hizmetlerini gözlerden uzak olarak yaşamışlardır.

Mücerret Hafız Ali Rıza Baba’nın 1938 yılında vefatı ile halifesi Cevraki Hüseyin Baba Turgutlu’daki dergâhın da postnişini olmuştur. Turgutlu’da ve Kuşadası’ndaki dergâhında hizmet vermiştir.

Maalesef binaları bu günlere gelemeyen bağdaki dergâh ve bağ evine, Ağababamız yazları tüm çocukları ve torunları ile göçer; dini hizmetlerini orada verirmiş. Kışları ise iki okludaki evinde aynı hizmeti görürmüş.

Arif, bilgin ve pek tatlı dilli bir kişi olan Cevraki Baba yaşadığı dönemde Kuşadası ve çevresinde pek çok sevilen bir kişi olmuş; güzel dostluklar geliştirmiştir.

Dostlarından bir tanesi de Mahmut Esat Bozkurt’tur. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra, yukarıda da arz ettiğim gibi gizli saklı yapılan dini ritüellerin birinde Selçuk’ta yakalanıp gözaltına alınmışlar; imdatlarına Mahmut Esat Bey’in yetişmesi ile o sıkıntılı durumdan kurtulmuşlardır.

Cevraki Baba Bektaşiliğin gereklerini yerine getirirken, diğer taraftan namazını da terk etmeden sürdürmüştür. Halk arasında bilinenin aksine, her iki itikadın da gereklerinin yerine getirilmesini çocuklarına ve bağlılarına tavsiye etmiştir.

Kuşadası’ndaki bir söylenceye göre Ağabanın kurduğu Cevrakiye adında bir Bektaşi kolu olduğudur. Bunu ben aile içinde hiç işitmedim; yaptığım araştırmalarda da böyle bir şeyin olmadığını öğrendim. Buradaki kendine özel dergâhından dolayı böyle bir söylence çıktığını düşünüyorum.

Cevraki Hüseyin Baba 27 Mart 1959 Cuma günü, Ramazan’ın on yedinci gününde hakka yürüdü. Vefatından sonra, Turgutlu’daki dergâhın başına Halifesi İncirliovalı Yunus Ölmez baba geçti. Kuşadası’ndaki dergâh Ağababanın vefatı ile kapandı.

Ağababa vefat ettiğinde nasibini verdiği bağlılarından Şehriban Kerte bacı ona şöyle bir mersiye yazdı: (Asıl dili Rumcadır; ben buraya Türkçesini alıyorum.)



“Güneş battı, ay parladı,
Terk etti mürşidim dünyayı
Ünlüydü benim mürşidim
Ali Babanın postuna oturmuştu o
Cevre Baba mürşidim rahmet ruhuna
Senden aldım ben ikrarımı
Allah’ım nasıl teslim aldıysan ruhunu
Bedenini de altın yeşili bir türbeye yerleştir
Mürşidim Cevre Babam aslan gibiydin
Dergâhın gülü, meydanın çiçeğiydin”


Bugün Cevraki Mezarlığı adıyla bilinen kendi toprağında ebedi istirahatinde olan Ağababamızın mezar taşı kitabesinde şunlar yazmaktadır:

“Hu deyip hakka ulaştım can ile canan ile
Aslıma erdim muhakkak Hazreti Süphan ile
Kim Hüseyin Cevre babayım toprağa erdim bu dem
Ruhumu şad eyle yolcu Fatiha ihsan eyle”
Mekânın cennet olsun büyük atamız. Nur içinde uyu…

Hüsnü ADALI

Cevrakizade Huriye Hanım’ın Torunu

Kaynaklar:

1)      Nadide Zehra Köroğlu ( Cevraki Hüseyin Babanın kızı )
2)      Merhum Ali Ekrem Erkal ( Cevrakizade Devlet Hanımın damadı )
Faydalanılan Eseri: Geleneksel Kültürü ile Girit III. Kitap Toplum
3)      Doç. Dr. Fahri Maden ( Kastamonu Üniversitesi Tarih bölümü Öğretim Üyesi )

Faydalanılan Eseri: Girit Bektaşileri

4)      Fotoğraflar Nadide Zehra Köroğlu ve aile arşivimize aittir.

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam117
Toplam Ziyaret213076
Köşe Yazıları
Hava Durumu