• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Menüsü
Site Haritası

Nakşibendiyye



KUŞADASI NAKŞİBENDİYYE TEKKESİ




Nakşibendi tarikatı, 1318-1389 yılları arasında Türkistan'da yaşayan Bahaeddin Nakşibend tarafından kurulmuştur ve İslam dünyasında çok yaygındır. Farsça bir kelimedir. Ve “kalbe Allah (cc) adını nakış yapan” demektir, bu tarikat, gerçek kimliğine Hoca Yusuf el-Hamadani'den sonra kavuştu. Yusuf Hamadân 1140 yılında vefat ettiğinde, arkasında iki mürid bıraktı: Hoca Ahmed Yesevi, diğeri ise Abdülhalik Gücdivani. Tarikat, ehli sünnet akidelerine sıkı sıkıya bağlı olduğu için Nakşibendiler kalben, gizli zikrederler. Nakşibendiye Tarikatı'nda topluca yapılan zikre hatm-ı hacegan[1] denir. Müridlerin adedi on kişiden az ise, küçük hatme; çok ise, büyük hatme sesli, sessiz olarak icrâ edilir. 

 

İslâm dünyasında Kādiriyye’den sonra en yaygın tarikat olan Nakşibendiyye, anavatanı Orta Asya’da Kübreviyye ve Yeseviyye başta olmak üzere hemen hemen diğer bütün tarikatların yerini almış, Arap yarımadası, Mağrib ve aşağı Sahrâ Afrikası dışında İslâm dünyasının hemen her bölgesine yayılmıştır. Nakşibendilik ülkemize Emir Buhari’nin İstanbul’daki ilk Nakşibendî tekkesini  895 (1490) yılında[2] açmasıyla başlamıştır. Emîr Buhârî’nin faaliyet merkezi önceleri Fatih semtindeki evi olmuş, ardından buraya II. Bayezid’in desteğiyle bir tekke inşa etmiş ve son olarak da Ayvansaray’da bir tekke daha kurmuştur. Birçok halife yetiştiren Emîr Buhârî’nin en önemli halifeleri, Edirnekapı’da şeyhi adına kurduğu tekkede şeyhlik yapan damadı Mahmud Çelebi, Koska’da bir tekke açan Hekim Çelebi ve Anadolu’nun Abdurrahman-ı Câmî’si (Câmî-i Rûmî) lakabıyla meşhur Lâmiî Çelebi’dir. Osmanlı sultanları Anadolu’daki bu ilk Nakşibendîler’in faaliyetlerini müsamaha ile karşılamıştır. Nakşibendiyye’nin Sünnî bir tarikat olduğu için Anadolu’da Şiî-Safevî propagandasını engellemek amacıyla himaye edildiği ileri sürülmüştür.

Kuşadası Nakişibendi tekkesinin varlığı hakkında elimizde  çok fazla bilgi yoktur. Osmanlı arşiv belgelerinde Kuşadası İki oklu mahallesine bir Nakşi şeyhinin atandığını gösteren belgeler mevcuttur. 16 Nisan 1836 [3]tarihli belgede şöyle denilmektedir. “ Nakşibendi tarikatında postnişin olan Şeyh El Hac İbrahim Efendi Kuşadası’nda irşad amacıyla tekke faaliyetleri kapsamında bayındırlık konusunda çalışmalarını sürdürmektedir. Adı geçen hayır işlerinde faaliyette bulunuyor iken fakirlik çekmeye başladığı ve gelire ihtiyaç duyduğu anlaşılmıştır.  Bu nedenle adı geçen kişiye gerekli ilan üzerine  İzmir Emtia Gümrüğü Mültezimi tarafından kenti temettuatından karşılanmak üzere hayatta kaldığı müddetçe bu yılın (1836) Recep ayından itibaren  aylık 150 kuruş tahsis edilmesi hususunda iradenizce uygunluk arz olunur.

 

Yukarıdaki belge tercümesinden anlaşıldığı üzere , Padişah II. Mahmut han’ın  Yeniçeri Ocağını kaldırması ve Bektaşiliği yasaklaması çerçevesinde, Bektaşi tekkelerine Nakşi şeyhleri ataması yapılmıştır. 1836 yılında Kuşadası Bektaşi dergahına atanan Naki şeyhi İbrahim Efendi, İki oklu mahallesinde tutunamamış, halkın tepkisi ile karşılaşmış ve fakirleşerek  yardıma muhtaç hale gelmiştir. Bunun sonucunda devlet tarafından maaşa bağlanmıştır.

 İki hafta önce Kuşadası kalesi içindeki mezarın kitabesini tekrar dikkatlice okuduğumuzda bu mezarda medfun kişinin " Nakşibendi Tarikatı Halidiye kolundan " olduğunu tespit ettik. Bu durumda Kuşadası'nda nakşibendiyye tekkesi araştırmalarımızı derinleştirdik. Bu yıl yapılacak olan " Osmanlı Dönemi Kuşadası  Dergahları ve Pirleri  Sempozyumu " nda sunulacak bildirilerde Kuşadası  tarikatları hakkında detaylı bilgiler verecektir. Kae içi mezar kitabesini buradan veriyoruz.



HÜVE’L-BÂKÎ

 

İbret al ey dil cihandan kılma dehre i’tibâr

Çünki ol mekkâredir hem gaddar hem bî-vefâ

Çarhın el-hakk daima devran eyler aksile

Alemin ikbalini her anda eyler lâ bekâ

Cami-i Kübra Hatibi Hacı Seyyid Mustafa

Mecma-ı hitabile mahşur ide anı hudâ

Kuşadası gümrüğünde kâtib iken bir zaman

Mürg-i ruhu alem-i ervaha uçdu hâliyâ

Olmuşidi meslek-i pâki tarîk-ı Hâlidî

Halledallâh ilâ ravzâti’l-cennâti’l-alâ

Can çekerken geldi Rıdvan söyledi tarihini

Cennet-i vâlâya gitdi Hâc Seyyid Mustafa

Merhum ve mağfur Hacı Seyyid Mustafa Efendi ruhu içün rızâen lillâh el-fâtiha

 15 Muharrem sene 1265 (M. 11 Aralık 1848)

 



[2] Nakibendiyye, Hamit Algar, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2006, Cilt 32 s 342-343

[3] BOA  HAT  1329.51847 , Tarih  : 29 Zilhicce 1251 / 16 Nisan 1836

 











































Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam137
Toplam Ziyaret343232
Köşe Yazıları
Hava Durumu