• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

KUŞADASI KÜLTÜREL ve TARİHİ MİRASI KORUMA DERNEĞİ

Üyelerin dikkatine
Üyelik Girişi
Site Menüsü
Site Haritası
Takvim

Kanapiçe hadisesi


KANAPİÇE HADİSESİ

Günver Güneş*

 
Kanapiçe, Sisam (Tigani) Adası'nın hemen karşısında, Karaburun havalisinde küçük bir koydur. Burada Türk jandarması ile İngiliz askerleri arasında yaşanan bir olay nedeniyle Türk – İngiliz İlişkileri kısa süreliğine de olsa gerginleşmiştir.[1] M. Kemal Atatürk’te gelişmeleri yakından takip etmiştir.   Olay şöyle gelişmişti. 14 Temmuz günü Kuşadasının 30 km güneyinde Dipburnu önlerinde kimliği meçhul üç çıplak adamla, sahile yanaşan yelkenli sandala gümrük ve muhafaza kanunları uyarınca Türk sahil muhafızlarınca önce dur ihtarı yapılmış, dur ihtarına uymadıkları için havaya ateş açılmış, buna rağmen teslim olmadıklarından üzerine açılan ateş sonrası sandal durmamış ve ortadan kaybolmuştur. Açılan ateş sırasın ölen üç İngiliz askerinin cesedi Kuşadası Dipburnu sahilinde kalmıştır. Vurulan diğer İngiliz askerinin ise cesedi kaybolmuştur. Kaybolan İngiliz askerini aramak amacıyla İngilizlere ait olduğu öğrenilen bir motor ile Türk tarafından Gümrük Muhafazaya ait bir başka motor kayıp İngiliz askerini aramışlardır. Kaçan kişilerin bir İngiliz savaş gemisinin personeli olduğu dönemin ulusal ve yerel basının ifade edilmiştir.[2]       Dönemin Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey, bir denetleme için Selçuk'tan Kuşadasına dönerken bir jandarma eri tarafından eline Karine Muhafaza Memuru Mustafa tarafından yazılmış bir not uzatıldı.[3] Uzatılan kağıtta şu satırlar yer alıyordu:
 
"Gümrük Muhafaza K-14 / 7 / 1934 saat 15 kararlarında Kanapiçe mevkiinde, içerisinde 4 kişi çıplak bir durumda kurşuni renkte yelkenli bir sandalın sahilimize yaklaştığını gördük. Beş arkadaş tarassut ve takip ettiğimiz sandal, Kanapiçe Koyu'na ve karaya yaklaşmıştı. Üç el havaya ateş etmek suretiyle "Dur" emrini verdik. Bu emre itaat etmeyenlerin, kendilerini denize atarak kaçmaya başlamaları üzerine beş arkadaş birden ateş ettik. Bu dört şahıstan üç tanesi ölü olarak denizde kaldı. Bir tanesinin ne olduğu meçhuldür. Mezkur sandal, denizde kendi kendine dolaşmaktadır. Ölüler sahildedir. Keyfiyet, Dipburnu Karakol erlerinin ifadelerine atfen arzolunur.Not: Mezkur sandalın Sisam Adası'nda bulunan İngiliz harp gemisine ait olduğunu arzederim.   Karine Muhafaza Memuru Mustafa."
 
Kaymakam Dilaver Bey, notu okuduktan sonra büyük bir şaşkınlık geçirmiş, sonra arabasıyla vakit kaybetmeden Kuşadası'na dönmüştür.  Telegrafhaneden Ankara'yı arayarak durumdan haberdar etmiştir. Dahiliye Vekaleti mesele hakkında daha çok tamamlayıcı bilgi istiyordu. Kaymakam Dilaver Bey, Ankara'nın istediği tamamlayıcı bilgiyi ancak uykusuz geçirdiği bir geceden sonra 15 Temmuz günü öğle sularında elde etti.
"Başvekil Paşa Hazretleri"ne olayla ilgili gerekli bilgiyi arz etti.[4] İngilizlere göre de Dip Burnu’ndaki hadisenin bir kaza olduğunun altını çizmiştir. Dip Burnu’ndaki hadise Loraine’e göre, şu şekilde cereyan etmiştir: 14 Temmuz 1934’te üç İngiliz donanma subayı tekneleri bayraksız ve subayları üniformasız olduğu halde, küçük bir sandal ile Sisam Yunan adasını ziyaret için gemiden ayrılmıştır. Teknenin Türk karasularına girmesi üzerine, Dip Burnu yakınında bir Türk devriyesi geri çekilmeleri gerektiği ihtarında bulunmuştur. İngiliz subaylarının geri çekilmemesi üzerine de Türk devriyesi 60–70 el ateş etmiştir. Olay esnasında subaylardan Operatör Teymen Robinson ölmüş, ceset suya düşmüş ve bulunamamıştır. Ayrıca Teğmen Maunsell de yaralanmıştır. Yapılan Türk açıklamasında, Sisam ve Anadolu arasındaki boğazın kaçakçılar tarafından çok kullanıldığı ve şayet burada bulunanlar parolaya önem vermezler ise şüpheli görülen tekneleri durdurmak için devriyelerin ateş etme yetkisinin bulduğu açıklamıştır. Ayrıca açıklamada, kaçakçıları durdurmak için yapılan işaretler anlaşılamadığı ve teknenin İngiliz donanmasına ait olduğu bilinemediği, Türk devriyesinin önce havaya ateş ettiği, ondan sonra teknenin kaçmaya çalıştığı ve bunun üzerine de ateş açıldığı ifade edilmiştir. Kaza haberinin Londra’ya ulaşması üzerine Loraine, 17 Temmuz 1934’te Türk Dışişleri Bakanı ile görüştüğünü belirtmektedir. Bu sırada gelişebilecek her hangi bir olaya hazırlıklı olmak maksadıyla İngiltere Akdeniz bölgesi başkumandanı Sisam’a ilave gemiler getirtmiştir. Türk Büyükelçisi Fethi Okyar ve Türk Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, devriyelerin sadece mevcut emirlere uygun davrandığını savunurken, bir yanlış anlama sonucu oluşan bu şanssız kazadan dolayı Türk hükümetinin büyük üzüntü duyduklarını belirtmişlerdir. Amiral Sir William tarafından olaydan Türk hükümetinin haberdar olmadığı, Dip Burnu bölgesinin Türkler için büyük önemi olduğu, olayın bir kazadan ibaret olduğu Loraine’e bildirilmiştir.[5] Bunun üzerine İngiliz hükümeti Türk hükümetinin üzüntü ifadesini kabul etmiş, olayın geçtiği yere yakın bir mevkide bir cenaze töreni icra edilmesi ve törene bir Türk destroyerinin katılması lüzumu kararlaştırılmıştır. [6]  Olayın üçüncü günü, yani 16 Temmuz öğleden sonrasına kadar, Kuşadası'nda kayda değer bir şey olmadı. Olmadı ama Ankara'nın bütün dikkatleri yine de oradaydı. Kuşadası ile Başkent arasındaki telgraf tellerine ambargo konulmuş ve her yeni haberin ivedilikle ulaştırabilmesi için bütün tedbirler alınmıştı. Ve 16 Temmuz günü saat 14.00 sıralarında, üç bacalı bir İngiliz harp gemisi Dipburnu istikametinden gelerek, limanın dört mil açığında durdu. Kaymakam Dilaver Bey, aynı anda Ankara'ya şu telgrafı çekti: "Tarrasuttayım.. Harp gemisinden bir motor sahilimize yaklaşıyor. Karaya çıkmalarına izin verelim mi?" Ankara'nın cevabı kısa oldu: "Gelen motoru yalnız liman reisi karşılasın. Siz telgrafhanede bulunun. Sadece liman reisiyle görüşsünler..."
 
Kaymakam, aldığı direktife uydu. Ancak gelenler kaymakam ile görüşmek istiyorlar ve onu limana ayaklarına çağırıyorlardı. Bu sıralarda, telgrafın yanı sıra bir manyetolu telefon da Ankara ile temas halindeydi. Dilaver Bey, bu durumu telefonla Başvekil Paşa Hazretleri'ne arz edilmek üzere hemen aktardı. Ve telefonun öbür ucundan gelen seslere kulak verdi: M. Kemal Paşa’nın Kızılcahamam da olduğu konu hakkında bilgilendirildiği öğrenildi. İsmet Paşa Dilaver Bey’e liman’a gitmemesi, eğer İngilizler Kaymakam Dilaver Bey’i ziyaret etmek istiyorlarsa, kendi makamında kabul etmesini ve olay hakkında İngilizler tarafından soru sorulması halinde uygun bir cevap verilmesini bildirdi.  Kuşadası Kaymakamlık Binası o sıralar yeni inşa edilmiş ve Kaymakamlık makamı da oldukça iyi döşenmişti. Dilaver Bey'i odasında ziyaret edenler, göğüsleri nişanlarla dolu iki İngiliz subayı ile iki sivildi. Yabancılar, gösterilen koltuklara oturduktan sonra hemen konuyu açtılar. Sivillerden iyi Türkçe bilen ve Rum olduğu anlaşılan biri, konuşmanın Fransızca olarak cereyan etmesini istedi.  Dilaver Bey, aralarında Türkçe bilen biri olduğuna göre bunu gereksiz bulduğunu söyledi. Sadede gelindi ve önce İngilizler söz aldılar. İngilizlere göre: "Sisam Adası'na bir nezaket ziyareti yapmakta olan İngiliz Akdeniz Filosu'na mensup bazı harp gemileri, sahillerimize yakın demirlemişler. Bu gemilerden birinde, üç subay dürbünle kıyılarımızı seyretmişler. Kanapiçe Koyu'nun bulunduğu Dipburnu sahilinin plajını ve kumunu çok beğenmişler. Yüzmek üzere bir sandala binip buraya doğru gelirlerken, kendilerine kıyılarımıza 50 metre kala ateş açılmış ve subaylardan biri ölmüş, diğerleri yaralı olarak gemilerine dönmeyi başarmışlar. Türk makamlarının bu konuda karşı çıkacakları bir nokta var mıydı?"  
 
Dilaver Bey, olayın İngilizler tarafından geçiştirilmek istenen kısmını ele aldı önce, cevaplamasını yaparken. Üzerlerine ateş açılan İngiliz subayları karaya çıkmışlardı."Dur !" emrine itaat etmemişlerdi. Bu, kaçakçılığı önlememize dair olan kanun maddesine aykırı bir davranıştı. 1918 Numaralı Kanun'a göre, bu tip hareket eden kişilere ateş edilirdi. Olaydan üzüntü duyulmaktaydı. ama Türk askerlerinin hareket tarzı kanunlara uygundu. Bu tarzdaki konuşma, iki saate yakın bir süre devam etti. Sona doğru, İngiliz kumandan cebinden bir kağıt çıkartarak kaymakama hitaben şöyle konuştu: - Londra Hükümeti'nden aldığım üç maddelik talimatı size bildirmek isterim. Londra Hükümeti, Osmanlı Hükümeti'ne şu isteklerinin bildirilmesini talep etmektedir. Dilaver Bey, İngiliz komutanın sözünü kesti:  - Kumandan cenapları yanlış temas aramaktadırlar. Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin temsilcisiyim. Osmanlı Hükümeti'nin değil...İngiliz, kızararak ve özür dileyerek "Türkiye Cumhuriyeti" olarak değiştirdi ve istekleri sıraladı! İngilizler'in istekleri 1- Öldürülen subayın cesedini aramak üzere İngiliz Donanması'na bağlı motorlar sahillerimize gelecekler ancak, bu araştırma sırasında kendilerine ateş açılmayacağı hususunda yazılı teminat verilecektir.2- İngiliz bayrağına tarziye verilecek, ölen subayın ailesine zarar ve ziyan ödenecektir. 3- Subaylarını öldürdüğünü tespit ettikleri Balıkesirli er Musa, derhal yerinden alınarak cezalandırılacak ve verilecek ceza kendilerine bildirilecektir. Şeklinde üç bölümde toplanıyordu.[7] Ve bu üç bölüm, sert bir hava taşıyordu.
 
İngiliz taleplerini bildirdikten sonra, Dilaver Bey'i gemilerine davet etti. Davet, nazik bir dille reddedildi. Kumandan daha sonra, İngiliz denizcilerin gezmek için Türk kıyılarına çıkıp çıkamayacaklarını sordu. Bunun da cevabı kesinlik taşıyan bir cümleydi: - Hayır. İngiliz denizcilerin Kuşadası'nı ziyaretleri için Türk Hükümeti'nden bir talimat alınmış değildir.   Kaymakam Dilaver Bey, İngiliz heyeti ile konuşmasını derhal Ankara'ya geçti. Ankara'dan cevap gecikmedi. Bu kez makinenin başında Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras bulunuyordu ve Kuşadası  Kaymakamı'na, İngilizler'e verilmek üzere bir mektup yazdırdı. Mektup şöyleydi:[8]  
 
"Kumandan cenapları, 2 İngiliz hafif motorunun kaybolan cesedi aramasına müsaade ettim. Ceset bizim tarafımızda bulunursa, tabiatıyla sizlere tevdi olunacaktır. Bu araştırmalara dünden memur edilmiş olan Gümrük Muhafaza motorumuz, İngiliz motorlarının araştırmaları esnasında beraber bulunarak, birlikte araştırmaya ihtimam edeceklerdir. Gümrük motorumuzun beraber bulunması, sahil muhafızlarını ateş etmekten men eder.  Kuşadası Kaymakamı Dilaver"
 
Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Bey mektubun yazdırılmasından sonra kaymakama bir de talimat verdi. Talimat şuydu: "Kaymakama, olayı yapan erlerin yerlerinden kaldırılıp kaldırılmayacağını ve soruşturma altına alınıp alınmayacağını sorarlarsa, soruşturmanın açıldığını ve bu nedenle erlerin yerlerinden alınmış olacağına şüphe etmediğini, kendi bilgisi olarak beyan eder. Bu konularda, kendisinden sorulmadıkça bir şey söylenmemesi lazımdır."[9]  Mektup aynı gün, Kuşadası Liman Reisi tarafından İngiliz amiraline ulaştırıldı. Amiral teşekkür ederek, ertesi gün bir kumandanı, cesedi arama zamanını kararlaştırmak için kaymakamı ziyarete yollayacağını bildirmiştir. 17 Temmuz günü sabaha karşı saat 02.30 sıralarında Başvekil İsmet Paşa Kuşadası'nı arayarak şunları belirtmiştir; 
 
"İngilizler, çıplak adamlarının karaya çıkmadıklarını beyan etmekteler. Kaymakam Bey'in bu noktaya temas etmemiş olduğu, dikkatimizi çekmiştir. Hakikat nedir? Bunu hükümetin olduğu gibi bilmesi, meselenin halli için tek çaredir. Hükümetin yalan ve yanlış muameleye dayanması, çok zararlı ve muhataralı olur. Adamlar hakikaten karaya çıkmamışlarsa dahi, erlerimiz yine vazifelerinin gereğini yapmışlardır. Elverir ki Hükümet hakikate aykırı beyana düşmesin. Vekiller Heyeti şu anda toplantı halindedir. Binealeyh, memurlarımızın ve erlerimizin korkmayarak hakikati olduğu gibi söylemelerini isterim. Yarım saate kadar cevap bekliyorum."  18 Temmuz günü saat 15.20 sıralarında, Sisam sahillerinin önünden 7 harp gemisi çıktı. Bunlar ağır yolla Darboğaz'a doğru seyrediyorlardı. Durum hem İzmir Valiliğine hem de Dahiliye Vekaletine telgrafla iletildi.  
 
 
"Dahiliye Vekaleti'ne...
Durumu yakından incelemek üzere, Gümrük Alay Kumandanı İlhami Bey, Genel Kumandan Seyfi Paşa'dan aldığı emir üzerine, şimdi bir Gümrük motoruyla Darboğaz istikametine hareket etti. Arz ederim.
Kaymakam Dilaver
 
 
"İzmir Valiliği'ne...
Darboğaz istikametinde durumu incelemeye gelen Alay Kumandanı İlhami Bey'in Genel Kumandanlığı'na Söke Postahanesi'nden yazdırdığı telgraf raporunu, bilgi için arz ediyorum. RAPOR: Darboğaz'a geldim. Sisam önünde 4 kruvazör, 7 torpido var. Kruvazörlerden biri, 'Queen Elizabeth'tir. Cesedi aramak için yaptığım temasta, beni amiral gemisine çağırdılar. Gitmedim.
Alay Kumandanı İlhami"
 
Gazi Paşa, bütün bu olaylar sırasında Kızılcahamam'da bulunmaktaydı.[10] Ve gelişmeleri de saati saatine izliyordu. İngiliz Donanması'nın tehditkar bir tavırla kıyılarımıza yaklaştığı kendisine iletilince, Ankara'ya ve Kuşadası'na bağlı hatlardan emretti: [11]
"Kanuni vazifesini yaptığı anlaşılan Türk eri Balıkesirli Musa, yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. Gerekirse Musa için Britanya İmparatorluğu ile hali mahasama (savaş) göze alınır... Kızılcahamam'dan şimdi Ankara'ya hareket ediyorum. Ege Bölgesi'nde kısmi seferberlik emrini veriyorum."[12]  
 
O dönemin Kuşadası Kaymakamı Dilaver Argun, Ata'nın bu çıkışı ile ilgili olarak sonradan şöyle konuşacaktır:

"Bu emir, bu haysiyetli ses, beni ağlattı. Bütün yorgunluğumu alıp götürdü. Genç bir kaymakam olarak, bütün benliğim gurur ve iftiharla sarsılıyordu. O günden bu yana birçok valilik ve müsteşarlıklarda bulundum. Atatürk'ün görev aşkını koruyan bu laflarını başka kimseden duymadım ve sözleri hiç unutmadım."[13] 
 
İngilizler'in davranışlarının ne olacağı beklenedursun, seferberlik emri de yerine getirilmeye başlandı. Kuşadası halkının telaşa kapılmaması için gerekli uyarılar yapıldı. Seferberlik emri mademki Gazi Paşa'nın ağzından çıkmıştı, o halde en kısa zamanda yerine getirilecekti. Öyle de oldu. Kuşadası ve havalisinde, en ufak bir aksaklığa meydan verilmeden her şey tamamlandı. Gazi Paşa'nın dediği gibi, gerekirse Balıkesirli Musa için bütün Türkler bir kere daha ve yeni baştan dövüşeceklerdi. Bu, haysiyetli bir lider ve haysiyetli bir millet için kaçınılmaz bir durumdu. İcap ederse birtakım şeyler inceldikleri yerden kopacaklardı. Suskun İngilizler, kısmi seferberlik hazırlıklarını tamamladıktan sonra konuştular. Bu bir telgraftı Sisam’dan 15.00 sıralarında İngiliz Harp Filosu'nun başkumandanından gelen mesajda maktul İngiliz zabitin cesedinin aranması için İngiliz motorlarına izin verildiği belirtiliyordu.  Dilaver Bey bu teli aldıktan sonra, daha önceki talimatı icabı Milli Müdafaa Vekili Zekai Bey'le konuştu. Güneş batarken, hava kararmak üzereyken de Ankara aradı. Başvekil Paşa Hazretleri görüşeceklerdi. Saat: 19.20 civarında Başvekil İsmet Paşa Kaymakam Dilaver Beyle irtibat kurdu.  İngiliz motorlarının araması sırasında dost davranılması ve bir hadiseye meydan verilmemesi kendisine iletildi.   Başvekil Paşa Hazretleri'nin talimatları devam ediyordu.[14] Başvekil Paşa Hazretleri'nin Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey'e telgraf başında verdiği talimatlar şunlardı:

"1- İngiliz Donanması'nın, cesedi aramak için sizden verilmiş olan müsaadenin telle tasdiğini istediği anlaşıldı. Tarafımızdan, tasdik ve teyit cevabının verilmesi ve motorlarımızın her türlü kolaylığı göstermek için hazır bulunduklarının bildirilmesi uygun görüldü. İngiliz motorlarının araması esnasında, dostça davranılması ve bir hadiseye meydan verilmemesi lazımdır. 2- Bugün İngiliz Büyükelçisi ile yapılan görüşmede aşağıdaki hususlar açıklık kazanmıştır: İki Hükümet, olay üzerinde iki tarafta da kötü niyetten eser bulunmadığına kanaat hasıl etmiştir. Soruşturmaya ve karşılıklı ziyarete lüzum kalmamıştır. İngiliz subayının öldüğü yerde, İngiliz Donanması'nın bir kısmı tarafından cenaze merasimi yapılacaktır. Türk Donanması, bir torpidosu ile bu merasime katılacaktır. Bu maksatla, bir torpidomuz 20 Temmuz 1934 Cuma günü öğle zamanlarında Kuşadası'nda olacaktır. İngiliz Donanması'nın merasim programı ve saati tarafımızdan haber alınınca, torpidomuz merasim yerine hareket edecek ve İngiliz Donanması'ndan önce orada hazır bulunacaktır. Torpidomuzda merasim topu bulunmadığı, İngiliz Büyükelçiliği'ne bildirilmiştir. Başvekil İsmet"

20 Temmuz günü, törende Türkler tarafından denize atılacak olan çelenk İzmir'den Kuşadası'na getirildi.[15] Ardından, Kocatepe Torpidosu Kuşadası Limanı'na girdi. Kaymakam Dilaver Bey merasimin Kanapiçe koyunda yapılacağı, Kocatepe Torpidosunun arkasında ve sağında Queen Elizabeth zırhlısı ile maktulun mensup olduğu Dövenşayr ve Amiral Gemisi olan London Kruvazörlerinin törende hazır bulunacağını, törenin sabah 09.00’da boru işareti ile sancakların yarıya indirileceğini, dini merasime 12 dakika ayrıldıktan sonra boru sesleri arasında kurşunsuz üç el yaylım ateşi yapılarak 3 dakika saygı duruşunda bulunulacağını ardından denize çelenk atılıp, bandonun İngiltere milli marşını çalmasından sonra İngiliz Gemilerinin demir alarak Sisam’a döneceğini hem İzmir Valiliğine hem de Başvekalet’e konu hakkında telgrafla bilgilendirmiştir.[16]
 
Kocatepe, Kuşadası'na öğleden sonra geldi. Akşamüstü ise İzmir'e hareket etti.[17] İngilizlerin pek çok prensip ve detay açısından eksik bulduğu tören, 21 Temmuz’da yapılmış ve Türk hükümeti ihtiyari olarak maktulün akrabalarına 2000 poundluk tazminat önermesi ile olay kapanmıştır.[18]
 
Bu olayların sonunda, Kuşadası Kaymakamı Dilaver Bey'e bir takdirname ile 50 lira para mükafatı ve 1 hafta istirahat izni verildi. 1934'ten sonra Dilaver Bey başka bir yerde görevliyken Kuşadası'na gelen Mülkiye müfettişleri, İngiliz amiraline çekilmiş olan 9 liralık telgraf ücretini uygunsuz bulup, hakkında soruşturma açtılar. Dilaver Bey, devlet parasını çarçurdan İzmir Asliye Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Hakim Kemal Aksüt, ilk celsede salonu boşalttıktan sonra Dilaver Bey'i yanına çağırtıp, gerekli makamlara her türlü küfürü etmiş, ardından da beraat kararını çıkartmıştı. Bir er Musa'nın; o Balıkesirli neferin cezalandırılmaması için İngiliz İmparatorluğu ile harbi göze alan Gazi Paşa Türkiyesi, bürokrasi yüzünden, 9 lira için, koca kaymakamını mahkemelik etmekten çekinmemişti. Kuşadasında cerayan eden bu olay, genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunun, Atatürk’ün tam bağımsızlık anlayışının örneği ve Atatürk’ün Türk gencine güveninin en canlı bir hikâyesidir.[19]

* Yrd. Doç. Dr Adnan Menderes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü- Aydın ggunes65@gmail.com

[1] İngiltere’yle olan münasebetler ise İngiliz Büyükelçisi ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın iyi düzeyde olan iletişimleri dolayısıyla olumlu yönde ilerlerken, Temmuz ayında Dipburnu’nda İngiliz askerlerinin vurulması dolayısıyla ilişkiler sekteye uğramıştır. Avrupa noktasında bir diğer sıkıntı ise Balkanlarda oluşabilecek bir boşluğa sebebiyet verebilmesi dolayısıyla Bulgaristan’ın Balkan Paktı’na dâhil edilememesi olmuştur. Mustafa Edip Çelik, İngiliz Büyükelçilik Raporlarında Türk Dış Politikası 1933-1937 , Tarih ve Gelecek Dergisi c.3, sayı:2, Ağustos 2017, Muş 2017, s.30.

 

[2] “Kuşadası Sahillerinde Bir Hadise”, Anadolu 16 Temmuz 1934, Yeni Asır 16 Temmuz 1934. Cumhuriyet 16 Temmuz 1934, Akşam 16 Temmuz 1934, Son Posta 16 Temmuz 1934, Ulus 16 Temmuz 1934.

[3] Ali Ergül, Kanapiçe Koyu Olayı, Kuşadası Yerel Tarih Dergisi, Özel Sayı, Şubat 2008, Kuşadası 2008, s. 8.

[4] "Başvekil İsmet Paşa Hazretleri'ne: Kanapiçe Koyu Dipburnu Karakolu erlerinden beşi pusudayken, saat 16.00 sıralarında üç kişinin çıplak olarak bir kotra ile erlerin pusu yerine yaklaştıkları ve ikisinin karaya çıktıkları, erlerimizin 'Teslim olun' ihtarına mukabil karaya çıkan ikisinin derhal ve tekrar aşağıya atladıkları görüldüğünden, erlerimizin tekrar 'Teslim olun' diye bağırmalarına rağmen bunların denize atladıkları ve bunun üzerine ateş açıldığı... Birinin deniz üstünde kaldığını... İkisinin ateşten masun bir yere sığındıkları... Açılan ateşten birinin öldüğü, birinin de yaralı olduğu... İngiliz Harp gemisinin bir Yunan motorunu sahillerimize göndererek cesetlerin bulunmasını rica ettiği anlaşılmıştır Halit Çapın, Kuşadası Kanapiçe Koyu Olayı-2, Takvim Gazetesi 2 Ağustos 2005.

[5] Esra Sarıkoyuncu Değerli, Bir İngiliz Diplomatının Gözüyle Atatürk ve Türkiye 1933-1939, Turkısh Studies, İnternational fort the Languages Literature and History of Turkısh or Turkıc, Volume:3/4, Summer 2008, Ankara 2008, s.643-644. 

[6] “Kuşadası Sahilinde Dipburnuna Çıkmak İsteyen ve Dur Emrine İtaat Etmeyen Meçhul Şahıslar Muhafızlarımızın Ateşine Uğradılar”, Aydın 18 Temmuz 1934. 

[7] Halit Çapın, Kuşadası Kanapiçe Koyu Olayı- 3, Takvim Gazetesi 3 Ağustos 2005.

[8] Halit Çapın, Kuşadası Kanapiçe Olayı, Takvim 3 Ağustos 2005,  Ali Ergül, Kanapiçe Olayı, s.8.

[9] Ali Ergül, Kanapiçe Olayı, s.8.

[10] Enver Konukçu, Atatürk ve Bolu, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt:XVIII, Sayı:54, Kasım 2002, Ankara 2002, s.1042.

[11] Halit Çapın, Kuşadası Kanapiçe Koyu Olayı-4, Takvim Gazetesi 4 Ağustos 2005.

[12] M. Kemal Paşa Bolu seyahati sırasında onuruna düzenlenen gece de Kuşadası olayının haberini almış ve haberi alır almaz Cevad Abbasla gerekli telgrafları Ankara’ya ve Kuşadasına iletmişti. Bkz; Enver Konukçu, Atatürk ve Bolu, s.1042. 

[13] Ali Ergül, Kanapiçe Olayı, s.9.

[14] Halit Çapın, Kuşadası Kanapiçe Koyu Olayı-5, Takvim Gazetesi 5 Ağustos 2005.

[15] “Kuşadası Müessif Hadisesinde Suiniyetten Eser Olmadığı Tahakkuk Etmiştir”, Aydın Gazetesi 21 Temmuz 1934.

[16] Ali Ergül, Kanapiçe Olayı, s.9.

[17] Yeni Asır 22 Temmuz 1934.

[18] Esra Sarıkoyuncu Değerli’nin İngiliz Arşiv belgelerine dayanarak belirttiğine göre İngilizler varılan anlaşmadan pek de hoşnut görünmüyorlardı.   PRO, FO 1011/35 (26 Temmuz 1934 tarihli Sir Percy Loraine tarafından Sir Lancelot Oliphant’a gönderilen mektup.) Esra Sarıkoyuncu Değerli, Bir İngiliz Diplomatının Gözüyle Atatürk ve Türkiye, s.644.

[19] Burhan Göksel, Atatürk’ün Gençlik Konusuna Bakışı ve Niçin Atatürkçülük Eğitimi, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C.II, Sayı:5, Mart 1986, Ankara 1986, s.476.



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret19168
Köşe Yazıları
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.34665.3680
Euro6.07976.1040
Hava Durumu
Anlık
Yarın
9° 6°
Saat