• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

KUŞADASI KÜLTÜREL ve TARİHİ MİRASI KORUMA DERNEĞİ

Üyelerin dikkatine
Üyelik Girişi
Site Menüsü
Site Haritası
Takvim

Kuşadası Tarihi

                        KUŞADASI  TÜRK  TARİHİ


 

Kuşadası’nın ne zaman ve nerede kurulduğuna dair çeşitli görüşler ileri sürülmekte ve kentin tarihi hakkındaki araştırmalar halen devam etmektedir. Son zamanlardaki araştırmalar kentin tarihinin İ.Ö. 3000 yıllarını işaret etmektedir. Truva savaşlarından sonra Kral Menallos’un ağabeyi Agamemnon’un  bugün Pigale[1] adı verilen deniz kenarında İ.Ö. 1190 yıllarından itibaren on  yıl süre ile gemilerinin bakımını yaptırdığı ve bir süre burada askerlerini dinlendirdiği bilinmektedir. Bir nevi kalça hastalığı anlamına gelen “ Pygale” kelimesi de buradan türemiş ve Agememnon askerlerini tedavi ettirmek istemiştir. Dor’ların Anadolu’yu kasıp kavuran işgallerinden sonra kurulan on iki İon şehirlerinden olan Efes ve Panaonion  şehirleri arasındaki Kuşadası bir sayfiye yeri olarak kullanılmaktaydı. Büyük İskender’in İ.Ö. 334 yılında Pers istilasına son verip, İon şehirlerini ele geçirmesinden on  yıl sonra imparatorluğu parçalanmış ve generallerinden Lysimachos Efes ve çevresini yönetmiştir. Efesli zengin aileleri için  İ.S. 1.yy bugünkü Yılancı burnu mevkiinde bir  küçük sayfiye şehri kurulmuştur. Efes şehir limanının Küçük Menderes tarafından  doldurulup ortadan kalkması Kuşadası körfezinin  önemini artırmış ve  u bölgeye göçler başlamıştır. 7. Yy da  Bizans egemenliğine giren Kuşadası Scala Nova adıyla Yılancı burnu ve küçük ada çevresinde genişlemeye başlamış ve sur duvarları yapılmıştır. İ.S. 8. ve  9. Yy. da  Arapların istilasına uğrayan  Batı Anadolu bölgesindeki antik yerleşimlerin çoğu tahrip edilmiş ve yağmalanmıştır.



[1] Müjgan ŞAVKAY, Geçmişten Geleceğe Kuşadası sempozyumu, Kuşadası 20001

Türk toplulukları İ.S.  3.-4.  yydan itibaren dalgalar ve kollar halinde Orta Asya’dan göçlerle ayrılıp Kafkasya, Karadeniz, Kırım ve İran üzerinden Avrupa’ya İskandinav ülkelerine, Balkanlara Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlardır. Batı Hunlar, Avarlar, Tuna Bulgar Devleti, Hazarlar, Göktürkler ve Peçenekler, büyük Türk milletinin kurduğu devletlerdir. Bunların doğrudan veya dolaylı olarak Anadolu ile ilişkileri vardır, yolları kesişmektedir, savaşıyorlar ve ticaret yapıyorlar. Batı ve Doğu Roma kaynakları ve dönemin tarihçileri kendilerini rahatsız eden ve haraca bağlayan, hatta zaman zaman ittifaklar kurarak Araplara karşı birlikte savaştıkları Türk askerlerine Juan-Juan ve İskitler adını vermişlerdir. Bizans kaynakları daha sonra bazı Türk topluluklarından kendi ordularından seçkin savaşçı birlikler kuracaklardır. Bu Türk Toplulukları  İ.S. 6.-7.yy da  Denizli ve Afrodisias bölgelerine yerleştirilen ve Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Hazar ve Peçenek  Türklerinin olduğunu biliyoruz ancak Kuşadası yöresine geldikleri hakkında  şu ana kadar net bilgiler ve bulgular yoktur. Bugün Batı Anadolu’nun önemli antik kentlerinde ve ören yerlerinde Türk tamgalarının yani boy işaretleri vardır.  Hierapolis (Pamukkale), Laodikya ( Goncalı ), Aphrodisias (Karacasu), Efes (Selçuk) ve Milet (Yenihisar) ve vb. yüzlerce antik kentlerdeki tapınaklarda, tiyatrolarda, meclis binalarında yani halkın toplu bulunduğu yerlerde “Tengri” ve boy tamgalarını net olarak görebiliyoruz.[2] Kuşadası’na sadece 15 km uzaklıktaki Efes Ören yerinin her tarafında bu damgalar hala mevcuttur. İ.S. 1000 yıllarında Türk kavimleri bu bölgeye akınlar yapmaya başlamış ve şehir bugünkü adıyla Andız Kulesi civarında kurulmuştur. 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’nun kapıları tamamen Türklere açılmış ve akabinde Anadolu Selçuklu devleti kurulmuştur. Batı Anadolu’da ise İznik’i fetheden Kutalmışoğlu Süleyman şah Türkiye Selçuklu Devleti kurdu.



[2]  Ümit Şıracı, Denizli, Hierapolis, Aphrodisias, Kaklık Tamgaları ve Hazar Türkleri,      umitilekesif.blogspot.com.tr. erişim tarihi 25.01.2018

 

Batı Anadolu sınırlarında kurulan beyliklerden birisi de Çaka/Çakan Bey[3] tarafından İzmir bölgesinde 1078 yılında kuruldu. Çaka Bey, aslen Oğuzların Çavuldur boyuna mensuptur. Onun adı ilk fetihler zamanında Anadolu’da faaliyette bulunan beyler arasında geçmektedir. Çaka Bey, İç-Ege ve Adalar Denizi kıyılarında yerleşen Türkleri bir araya getirdi. Esir olarak bulunduğu sıralarda Bizans’ta kazandığı deneyim sayesinde kuvvetli bir donanma oluşturdu ve donanmasında çok sayıda tekne ve kırk tane avcı gemisine sahipti[4]   Anadolu Selçuklu devletinin zayıflamasından ve 1. Moğol istilasından sonra  Selçuk, Birgi, Ödemiş ve Aydın yörelerini kapsayan Aydınoğluları Beyliği 1304 yılında kurulmuş ve yörede 1390 tarihine kadar hüküm sürmüşlerdir. Bölgemize damgasını vuran ve destansı bir hayat hikâyesi olan Gazi Umur Bey 1309 yılında Mehmed Beyin ikinci oğlu olarak dünyaya gelmiş, 1327 de Aydınoğulları beyliğinin başına geçmiş, kısa süre içinde 300 gemilik büyük bir donanmaya sahip olmuş[5], Ayasuluk ve İzmir’de tersaneler açmış, Ege’deki Türk Adalarını ele geçirmiş ve 1348 yılında İzmir fethi sırasında şehid olmuştur. Osmanlı hükümdarı Yıldırım Beyazıt Han 1390 yılında Ayasuluk ve Kuşadası bölgesini ele geçirmiştir. 1402 Ankara Savaşı imparatorluk olma yolundaki Osmanlı devletini zayıflatmış ve Emir Timur eski Anadolu beyliklerini yeniden canlandırmıştır. Bölge tekrar Aydınoğlu Cüneyt beyin himayesine girmiş ve bu sırada büyük isyanlar başlamıştır. Simavna kadısı Şeyh Bedreddin tarafından başlatılan isyan kısa sürede  Batı ve Orta Anadolu bölgelerinde etkili olmuş, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal Tire, Ayasuluk, Kuşadası ve Sakız bölgelerinde etkili olmuştur. Tarihimizde Fetret devir diye bilinen bu karanlık dönem  1413 yılında Osmanlı hükümdarı Çelebi Mehmet tarafından sona erdirilmiş, Anadolu Türk Birliği yeniden tesis edilmiş ve Kuşadası bölgesi de  Osmanlı devleti topraklarına katılmıştır.



[3] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1980, s. 118

[4] İbrahim Kafesoğlu, “Selçuklu Çağındaki İzmir Türk Beyliğinin Adı: Çaka mı, Çağa mı, Çakan mı?”, s. 313

[5] Prof. Dr. Tuncer Baykara,  Gazi Umur Paşa, Kültür Bakanlığı Yayınları Türk Büyükleri Dizisi 131, 1990 Ankara



Osmanlıların, Ege Denizi’ne açılarak, adaları ele geçirmeye başlamaları, idarî bazı meseleleri de beraberinde getirmiştir. Limni, Midilli, Eğriboz gibi yüzölçümü büyük adaların alınmasından sonra, Rodos ve İstanköy’ün de ilhakı ile, hakimiyet sahası oldukça genişlemiştir. O zamana kadar, Gelibolu Sancakbeyi veya “derya beyleri” tarafından idare edilen donanmanın başına, meşhur Türk denizci Amirali Barbaros Hayreddin Paşa’nın getirilmesinden sonra, yeni bir idarî düzenleme yapılmış, 1533[6] yılında Cezayir Beylerbeyliği kurulmuştur. Bu makam, hem Kuzey Afrika hem de Ege Adaları’nın idaresini içine alıyordu ve Kuşadası bölgesi de  sığla sancağı adı ile bu idareye dahildi. Kaptan paşa eyaleti olarak Hayreddin Paşa’dan sonra Osmanlı donanmasının başına getirilen ünlü denizcilere bu eyalet temlik olarak verilecektir. Kuşadası Güvercin ada  üzerinde ilk defa iç kaleyi  Hızır Hayreddin Paşa yaptırtmış ve bir de cephanelik eklettirmişti. Daha sonra bu iç kalenin önüne iskele eklenmiş ve Kuşadası bölgesi güvenli hale getirilmiştir. Kuşadası kenti Osmanlı döneminde kalesi ile özdeşleşmiştir ve kale şehrin her şeyidir. Akdeniz kıyılarında ortaçağ ve yeniçağlarda var olan yerleşim birimleri için geçerlidir. Denizden gelebilecek saldırılar ancak ve ancak korunaklı, sağlam ve silahlı birliklerce savunulan surlar gerisinden püskürtülebilirdi.



[6] Dr. Ayhan Afşin ÜNAL, 16.-17 yy da Cezayir Bahr-i Sefid yada Kaptan paşa eyaleti, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 12 Yıl : 2002, s :251-261 s


 

Osmanlı siyasi gücünün Batı Anadolu’nun verimli ovalarında üretilen malların başkent İstanbul’a düzenli olarak akmasını sağlamak gibi bir planı varsa bu güvenliğin sağlanması daha da önemli hale geliyordu. Kaleler çoğunlukla kalın bir duvar, yani sur, ve bu duvar boyunca dizilen aralıklı burçlardan oluşur. Duvarlar  taş ve  tuğladan yapılır ve horasan harcıyla örülür. Burçlar birbirlerini görebilecek ve koruyabilecek biçimde konumlandırılır. Duvarlarının üstü, savunma kolaylığı için düz yapılır ve bu düzlüğe “seğirdim yeri” denir. Kale kapısı önemli bir noktadır, kaldırılabilen köprüler, açılan kapı kanatlarının önüne inen ikinci bir kapı, “hisarpeçe” adı verilen ve özellikle kapıyı koruyan kule, hep bu zayıf noktayı güçlendirme amacı taşır[7]. Osmanlı Kuşadası’nda şehir kalenin içi ve dışı  olarak kurulmuştur. İç kalede yöneticiler ve yönetsel işlevlere sahip binalar yer alırken, dış kalede bazı zanaat faaliyetleri ve mahalleler yer almaktadır. Şehrin çekirdeğini oluşturan kalenin, bunun dışında Osmanlı şehirlerinde önemli askeri ve idari fonksiyonları da bulunmaktaydı. Devletin resmi belge ve kayıtları, para ve değerli eşyalarla, vakıf ve tüccarların malları güvenli bir yer olarak kabul edilen kalelerde saklanırdı. Beldenin hapishanesi de kalede bulunurdu. Kuşadası Güvercin ada kalesinin 1533-34 yılında Osmanlı kaptan-ı deryası büyük denizci Barbaros Hayreddin paşa tarafından tekrar yaptırıldığı, kaleye  muhafız ve şahi toplar konulduğu , kale etrafının surlarla güçlendirildiği Osmanlı belgelerinde kayıtlıdır.

 

Kuşadası kelimesi, on altıncı yüzyıl Osmanlı bürokrasisinde hemen hemen hiç geçmemektedir. İlk kez kullanımı bu bölgenin Cerrah Mehmed Paşa’ya on altıncı yüzyıl sonlarında temlik edilmesi vesilesiyledir. Daha sonra bu coğrafi bölge (Kuşadası ilçesinin merkezi) Osmanlı ailesinden birkaç hatuna tahsis edilmiştir. Bu bölgenin ciddi biçimde iskân edilmesi, yani canlı bir yerleşim yeri olarak ortaya çıkması, bu bölgenin Öküz Mehmed Paşa’ya temlik edilmesinden sonradır. Osmanlı padişahı Genç Osman tarafından 1620’li yıllarda Öküz Mehmed Paşa’ya mülk olarak verilen bu bölgenin tüm gelirleri (vergiler, tüm coğrafyası, iskele, gümrük, evler, kale, cami, kule, vs.) daha sonra vakfa dönüştürülmüştür ki, Öküz Mehmed Paşa Evkafı olarak isimlendirilen bu vakıf[8] sayesinde bugünkü Kuşadası şehri ortaya çıkmıştır. On yedinci yüzyılda İstanbul ile Mısır arasında işleyen deniz hac yolu, bu bölgeye (Kuşadası) stratejik bir önem kazandırmıştır. Zira bu bölge Mekke ve Medine’ye hacı /hacı adayı götüren hac gemilerinin mola verdikleri, bu yüzden de Hristiyan korsanların baskın yaptıkları bir bölge haline gelmiştir. Bu bölgenin, Öküz Mehmed Paşa’ya temlik edilmesinin asli nedeni de, hacca gelip-giden Müslümanların bu bölgede güvenliklerinin sağlanmasıdır. On yedinci yüzyıl devlet adamlarından Öküz Mehmed Paşa, ilk askeri tedbir olarak, burada bir kule yaptırmıştır. Bu kule ile Hristiyan korsanların gözetlenmesi hedeflenmiştir. Kulenin yapımından sonra kalenin yapımına başlanmıştır. Kuşadası Suriçi’nde, değirmenler, han (Kurşunlu han), evler, meydan, hububat depoları, cami, çeşmeler gibi klasik Osmanlı sivil binalar inşa edilmeye başlanmıştır. Öküz Mehmed Paşa Vakfı tarafından maddeten desteklenen tüm bu inşa faaliyetleri, Osmanlı iskân ve şenletme siyasetinin bir ürünüdür. Kuşadası Suriçi’nde (Kaleiçi) önemli bir kamu işi olarak bir Cuma Camii yapımına başlanmıştır (Bugünkü: Kaleiçi Camii, aslında asıl ismi Öküz Mehmed Paşa Camii, daha sonra on sekizinci yüzyılda tamir ettirdiği için Recep Paşa Camii adıyla anılmıştır. Bilindiği gibi, hacca giden-dönen Müslümanların Cuma namazını kılacakları bir Cuma Camiinin olması gerekir. Osmanlı arşiv belgelerinden anlaşılıyor ki, Kuşadası limanı/kasabası, Sakız ile Rodos adaları arasındaki ara liman duraklardan biriydi. Gümrük merkezi olduğundan dolayı, Menderes vadisinin tüm tarımsal ürünleri ve özellikle hububat ticareti sayesinde Kuşadası ticari bakımdan gelişmeye başlamıştır.



[7] Yrd. Doç. Dr. Bülent ÇELİK, 17.ve 18. Yüzyıllarda kale merkezli Osmanlı yerleşimi, Adnan Menderes  Üniversitesi  Sosyal Bilimler Dergisi, s 33

[8 Mehmet Akif Erdoğru, Kuşadası’nın kurulması ve gelişmesinde Öküz Mehmet Paşa Vakfı’nın rolü, Kuşadası  ve  Çevresi Türklük ve Türk Tarihi Sempozyumu, Aralık 2017

 

Kuşadası aslında bir zahire limanıdır. Osmanlı gemileri, Anadolu ve Rumeli limanlarına, Kuşadası’ndan zahire getirmekte veya götürmektedirler. Bu nedenle, Kuşadası’nda kale içinde çok sayıda zahire ambarı (çeçhane) yapılmıştır. Güneyden, Rodos’tan gelen gemiler bir vesile ile Kuşadası limanına uğramışlardır. Kuşadası’nın ilk sakinleri Kütahya Yörükleridir. Osmanlıların batı Anadolu kent ve limanlarını ele geçirmesinden sonra bu bölgeden yapılan dış ticareti denetlemeye çalışmaları ve üretim mallarını ki bunlar arasında özellikle hububat türü ürünler ayrı bir öneme sahiptir. Özellikle İstanbul’a yönlendirmeye çalışmaları, bu bölge ile yabancı ülkeler arasındaki dış ticareti gerileten nedenlerin başında gelmektedir. Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki Venedik ile mücadelesinin temelinde de bu yatmaktadır. Bu trafiği kontrol etmek için de kıyı kentlerindeki limanlarda var olan kaleler güçlendirilmiş veya yenileri inşa edilmiştir. Evliya Çelebinin[9] ayrıntılı anlatımına  göre Kuşadası kalesinde 110 nefer ve 1 kale dizdarı bulunuyordu. Kale dört köşeli, etrafı denizle çevrili kargır ve taştan yapılmıştı. Güney tarafı yokuş yukarı ve kayalık bir zemine sahipti. Ele geçirilmesi zor bir yerde bulunmakla birlikte, etrafında hendeği yoktu.

 

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kuşadası

 Evliya ,  Evsaf-ı Kala-ı Müjgan yani Kuşadası şehri “ dediği Kuşadası’nı şöyle anlatmaktadır.

   “ Kalesini IV. Murat yaptırtmıştır. Öküz Mehmet Paşa vakfındadır. Voyvodası vardır. Yüz yük akçeye mültezim gümrük eminidir. Kethüda yeri yoktur. Ancak yüz nefer yeniçeriye sahip serdarı vardır. Kalesi lebiderya bir temel üzerine kurulmuş dört köşe bir binadır. Güneyi yokuş yukarı kayalar üzerine kurulmuştur. Korunaklı ve sağlam yerler olduğundan etrafında hendeği yoktur. Deniz sahili alçak, geniş ve kumsal yerlerdir. Duvarının yüksekliği 15 arşındır. (10.2m). Üç kapısı vardır, biri batıya bakan iskele kapısıdır ki gümrük  emini burada oturur. 80 odası vardır.  Kale gibi yapılmış olan bina Öküz Mehmet Paşa hayratıdır. Önce kale olarak yapılmış, daha sonra han olmuştur. Bundan sonra büyük kale yapılmış ve bu han da ona bitiştirilmiştir. Bu nedenle bu büyük han kale gibi burçları, mazgalları, topları, tüfenkleri olan sağlam bir binadır. Ortada bir kuyusu, çeşmeleri ve küçük bir mescidi vardır. Bir tarafı batı tarafında denize, bir kapısı aşağı büyük kaleye bakar. Gümrük emini, tüm zengin tüccarlar bu handa otururlar. Hanın iki kapısının arası 40 adımdır. Bunlardan biri güneye, biri de büyük kalenin kıble tarafına bakan kapısıdır. Tüm askerler, bekçiler, gümrük muhafızları orada oturup gelen gidenlerin gümrük gerektiren mallarına bakarlar.

Bu aşağı kale içinde 3 mahalle, 180 kiremit örtülü, gayet süslü ve güzel bir bina vardır. Yolları kaldırım döşeli, temiz caddelerdir. 200 dükkan vardır ama Bedesten yoktur. 1 hamamı, 1 hanı ve 7 çeşmesi, 7 mektebi, 1 medresesi ve kaptan Recep paşa2nın yaptırdığı kubbesi kurşunla örtülü 1 camisi vardır. Hareminin dört tarafı medresedir. Kalenin güneyi keşişleme rüzgarlarına karşı korunaklıdır. Bayırlar üzerine bağ bahçeli, akar sulu, sağlam konaklar, verimli bahçelerle donanmış kenttir ki tümü 9 mahalledir. Varoş kapısında, dış yol üzerinde Hanımiye camisi vardır. Burada mescitler, 1 medrese ve 1 hamam, aşağı kale yönünde bir de han vardır. Tüm bunlar kırmızı kiremitlidir. Ayrıca birkaç çeşmesi vardır. Suları Ayasuluk yolundaki kemerlerin suyudur ki su yolları yapılarak kente getirilmiştir. Çok lezzetli bir sudur. Kentin havası ve suyu çok güzel olduğundan güzel delikanlıları ve kızları çoktur. Genç delikanlıların hepsi Cezayir elbisesi giyerler. Tüfenk kurmuş yiğitleri ünlüdür. Kadınları kumaş ferace giyer, namusluca hareket ederler ve başlarına beyaz başlık takarlar.



[9] Yücel Dağlı, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları, cilt 9, İstanbul 2005.

 

 Bağ ve bahçelerinin üzümü, üzüm kurusu, pestili, susamı, fıstık kozalağı, bademi boldur. Övülecek nimetleri, hayır ve bereketleri çoktur. Limanı 500 parça kadırga alır ve buraya iyi demir atılır ancak batı tarafına demir bırakıp yatmak gerekir. Bu liman içinde küçük bir adacık yer alır. Bunun yalçın kayalık üzerine yumruk şeklinde bir kaleciği vardır. Dizdarı, 40 adet askeri, 10 parça balyemez topu vardır ki limanın dört tarafına kuş kondurmaz. Bu Kuşadası’nın mendirek kalesidir. Her akşam beri taraftaki kaleden 10 ar tüfekli asker oraya destek olarak gider. Kuşadası denilmesinin sebebi  bu adadır ki her yıl buraya 100.000 kuş gelip  burayı ziyaret etmeden gitmez. Tılsımlı bir adacıktır. “



1702’de Kuşadası’na gelen Tournefort’a göre ise Kuşadası limanı daha çok askerî nitelikli bir limandı. Yine Fransız olan bu gezginin belirttiğine göre kentin ticareti önemli değildi. Limandan İzmir’e mal yüklenmesi yasaktı. Gezgin, sadece buğday ve fasulyenin gemilere yüklenebildiğini söylüyordu.  Üstüne kare planlı bir kalenin yapıldığı kayalığın karşısındaki garnizonda 20 kadar asker bulunduğunu yazan Tournefort, ayrıca Kuşadası’nda 100 kadar yeniçerinin, kadı, serdar ve kale dizdarının bulunduğunu belirtir. İşlek bir limanı olan Kuşadası dışardan gelenlerin gerekli kontrollerinin yapılabilmesi için 1841 yılında bir tahaffuzhane[10]-karantina binası- inşa edilmiş, 1887 yılında ise iskelesi onarılmış ve  kent 19.yy da ticari yönden oldukça önemli bir duruma gelmiştir. Bu durum şehrin fiziki yapısına da etki etmiştir. Kale içindeki Cami-i Kebir ve Dağ Mahalleleri zamanla gelişerek sur dışına taşmıştır. Bunu sur dışındaki cami, hamam ve çeşmelerden anlıyoruz. Tanzimat’la başlayan modern yapılanma Kuşadası’nda da olmuştur. 1864 ve 1871 Vilayet nizamnamesi ile 1869 Maarif nizamnamesi doğrultusunda Kuşadası’nda  Tanzimat’ın eşitlik ilkesine uygun Müslim ve Gayri Müslümlerin de yer aldığı meclisler, komisyonlar ve sandıklar kurulmuştur. Kaza yönetim meclisi, belediye örgütü , menafi sandığı (banka), eğitim komisyonu ile eğitim sandığı, ilk ve orta okullar bu çağdaş kurumlardır. Ayrıca bu tarihlerde sahil kenti olması dolayısıyla  açılmış olan konsolosluklar ve gelip-giden gemiler Kuşadası’na canlılık kazandırmıştır. 1893 yılı Osmanlı nüfus sayımına göre Kuşadası’nda yaşayan kişi sayısı 15.047 kişidir. Bunların çoğunluğu Türklerden oluşmaktadır (8.822 kişi). Kuşadası’ndaki Rum nüfusu ise 6.121 kişidir.



[10] Pars Tuğlacı, Osmanlı şehirleri, İstanbul 1985  sayfa 220




20. yüzyılın başlarında Kuşadası ile ilgili en kapsamlı bilgiler 1891 ve 1908 yıllarına ait Aydın Vilayet Salnameleridir.[11] Bu salnamelerde Kuşadası’nın ismi yeni iskele anlamında  Skala Nova olarak geçmekte ve Hristiyan ahali ise şehri Yeni Efes olarak tarif etmektedir. Kuşadası kazasının asıl şöhreti Ayasuluk  nahiyesi ve Çirkince karyesinin kaza sınırları içinde olmasıdır. Kazada 1891 salnamesine göre 29 olan karye(köy) sayısı 1908 salnamesinde ise 32 ye ulaşmıştır. Salnamelere göre kazada 2850 hane, 665 dükkân, 8 helvahane ve 6 ta’sirhane (üzüm ve zeytin meyvelerinin suyunu sıkıldığı yerler) vardır. Kazada ayrıca dericilik yapılıyor ve tabakhanelerde üretilen dayanıklılığı ile ünlü Kuşadası derileri ülkenin çeşitli yerlerine gönderilerek halkın önemli bir geçim kaynağı haline gelmişti. Bu tarihte Kuşadası sancağı, İzmir vilayetine bağlıdır. Kuşadası’nda 1909 yılında ticaretin canlı idi ve sadece 9 tane helvahane bulunmaktaydı. Kuşadası, Kurtuluş Savaşı’nda 1919-1921 yılları arasında İtalya’nın, onların çekilmesiyle 5 ay Yunanistan’ın işgaline girdi ve 7 Eylül 1922’de düşman işgalinden kurtuldu. 1923-1940 yılları arasında Kuşadası imar faaliyetlerine sahne olmuş ve ne yazık ki bu dönemde bazı eski mahalleler yol ve işyeri alanları açmak suretiyle tahrip edilmiş ve şehrin eski mezarlıklarının büyük bir bölümü ortadan kaldırılmıştır.



[11] Elif Yeneroğlu, Geçmişten geleceğe Kuşadası sempozyumu, Kuşadası 2000, s 240-251

 

1950 yıllarda Turizm hareketleri başlamış ve Kuşadalı gençler Kuşadası Tanıtma ve Güzelleştirme Derneği’ni kurmuşlardır. 1954 yılına kadar İzmir ilinin bir ilçesi iken, bu tarihten sonra Aydın iline bağlanmış ve büyük bir gelişim göstermiştir. 1964-1968 yılları arasında Kuşadası kaymakamlığı yapan  Özer Türk Avrupa’da aldığı turizm eğitimi ile Kuşadası turizm hareketini başlatmış, öncüsü olmuş ve unutulmaz hizmetler yapmıştır. 1978 yılından itibaren Kuşadası çok süratli bir turizm gelişmesine sahne olmuş ve Kuşadası 1980 lerden sonra adı turizm ile özdeşleşen bir konuma gelmiştir. Dünyaca tanınmaya başlayan Kuşadası otelleri ve limanı kentte ticari hayatı canlandırmış ve  büyük turizm yatırımları başlamıştır. Günümüzde Kuşadası’nın yüzölçümü 264 km, nüfusu  108.000 civarındadır.

 

 

 

 

 



 



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret19183
Köşe Yazıları
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.34665.3680
Euro6.07976.1040
Hava Durumu
Anlık
Yarın
9° 6°
Saat